mustafa kemal’ ce asi olmanın vakti, zamanı…

eğer, sarmışsa dört bir yanımızı
bölücü, yobaz ihanet çemberi…,
sam amca’ nın icazetiyle
çöreklenmişse iktidar koltuğuna
at gözlüklü birileri…
yurttaşım, vatandaşım
cebelleşiyorsa yoksulluk sınırında
uyuyamıyorsa eğer geceleri…
kıyılarımızı doldurmuşsa eğer
bebelerin minik bedenleri…

asi olmak zamanı
gelmiştir hanımlar, beyler…

analar, kınalı kuzularını
yitiriyorsa üçer beşer kahpece…
ve eğer vatan ve namus
modası geçti diye
atılmışsa tozlu bir köşeye…
”tc” kaldırılıp, kelle diyorsa birileri
şehit mehmetciğe…
ve de ”sayın” olmuşsa
bebek katili yönetenlerin gözünde…

asi olmak zamanı
gelmiştir hanımlar, beyler…

esnafım siftah edemeden
indiriyorsa kepengini eğer…
oradan buradan, kanada’ dan
alınıyorsa pamuğum,
buğdayım ve de şeker…
ve eğer peşkeş çekilmişse emperyale
petkim, tekel ve dahi kitler…
yollara düşmüşse, biber gazına,
atlantik suyuna beleniyorsa
emekçiler, yurtseverler…

asi olmak zamanı
gelmiştir hanımlar, beyler…

cumhuriyet okulları, kurumlar
tarikat inlerine dönmüşse eğer…
düşürülüyor, teslim alınıyorsa
cumhuriyet kaleleri birer birer…
suç olmuşsa atatürkçülük,
rafa kaldırılmışsa devrimler…
vakıf makıf diyerek
tacize, tecavüze uğruyor,
işkence görüyorsa çocuklarımız
ve dahi bebeler…

asi olmak zamanı
gelmiştir hanımlar, beyler…

ve eğer sıkılıyorsa
mazluma kurşun,
katlediliyorsa
ana karnında bebeler…
kırılıyorsa fidan,
kesiliyorsa ağaç,
koparılıyorsa dalından
tomurcuk çiçekler…
yağmalanıyorsa kıyılar,
tarih üzerine dikiliyorsa
gökdelenler, oteller, avm’ler…
liyakat düşünülmeden
atanıyorsa bir yerlere
g.t kılları, yağdanlıklar, işbirlikçiler…

asi olmak zamanı
gelmiştir hanımlar, beyler…

memur, emekçi, emekli, çiftçi
geçinemiyorsa insanca eğer…
üniversite kapılarında,
kahve köşelerinde elde bali, bonzai
çürüyorsa yarınımız gençler…
ve eğer gelemiyorsa
hak ettiği halde görevlerine
gencecik beyinler…
vatanım, namusum ve de alın teri
tehlikedeyse kutsal değerler…

asi olmak zamanı
gelmiştir hanımlar, beyler…

işbirlikçiler, eş başkanlar
karar vermişlerse eğer
fatiha okumaya, cumhurriyetimize…
kundura kutuları
tıka-basa doldurulmuşsa eğer
çalınan alın teriyle…
mustafa kemal’in askerleri,
onurlarına yediremiyor,
sıkıyorlarsa kafalarına;
yenik düşüyorlarsa bir bir kansere…

asi olmak zamanı
gelmiştir hanımlar, beyler !…

emperyal amerika,
siyonist israil bastı düğmeye…
isbirlikçisi, bölücüsü
girdi haz’rol vaziyetine…
vatansız solcu, liberaller
gezer hayal aleminde…
güneş doğudan doğar
bilmez misiniz gafiller,
hele bir bakın güneşe…

asi olmak zamanı
gelmiştir hanımlar, beyler !…

parola vatan,
işareti namus ve de emek…
yolumuz aslanlı yol,
çare atatürk’de birleşmek…
bırakın ”üzümün çöpünü,
armutun sapını”,
tek yol bir araya gelmek..
geldi çattı diriliş günü,
birleşik vatan cephesi kurulacak,
milli hükümet işin başına geçecek….

asi olmak zamanı
geldi de geçiyor hanımlar, beyler…

Yargı H.ÖZMEN

”vatan” demek !…

kurda kuşa;
börtü böceğe,
ormana, denize;
yeşile, maviye…
henüz ana rahminde
doğmayan bebeğe…
“tam bağımsız türkiye” diyerek
boynunu yağlı urgana
veren üç fidana, yiğitlere…

edildi yemin,
verildi sözler,
çoban yıldızını sardı
altın başak,
gülümsesin anneler !…

örs de demir;
çekiçler bir iner bir kalkar…
körükler şişti,
delindi, eritildi dağlar…
dünyaya dağıldı,
atillalar, oğuzlar…
kısrak başı anadolu’ da
kazanlar vuruldu,
zurnalar çaldı,
çaldı davullar…

edildi yemin,
verildi sözler,
çoban yıldızını sardı
özgür başak,
gülümsesin yüzler !…

gözyaşıyla yundu
ecelsiz toprağa
düşen canlar…
doldu taştı derya deniz,
okyanuslar, ummanlar…
hiç vakit kaybetmedi
haçlılar, hızır paşalar, hınzırlar,
nemrutlar, firavunlar…
topraksız köylümü
maraba eyledi beyler, ağalar…

edildi yemin,
verildi sözler,
çoban yıldızını sardı
bereketli başak,
gülümsesin emekçiler !…

pek de kolay olmadı
emperyali vatandan kovmak,
denize dökmek…
yeni bir devlet kurup,
devrimlerle yüceltmek…
menemen’ de yobazı,
tunçeli’nde bölücüyü
dize getirmek…

edildi yemin,
verildi sözler,
çoban yıldızını sardı
buğday başak,
gülümsesin vatan severler !…

nazım’ ı memleketine
hasret koyduk,
baş ucuna dikecek
bir çınar bile bulamadık…
üç fidanı darağacında;
mumcu’ yu karlı sokak’ ta
yetim bıraktık…
söz verdik lakin,
çorum’un, maraş’ın,
kanlı bir mayıs’ın
hesabını soramadık…

edildi yemin,
verildi sözler,
çoban yıldızını sardı
devrim başak,
gülümsesin şehitler !…

bölücünün kararttığı ocak,
kırk binleri aştı…
eş başkanın elinde
mazlum kanı, dilinde
bin bir kumpas yalanı…
muhalefet yolunu şaştı,
altı oktan uzaklaştı…
#direngezi‘de gençler,
elde somun sonsuzluğa ulaşdı…

edildi yemin,
verildi sözler,
çoban yıldızını sardı
özgür başak,
gülümsesin devrimciler !…

madımak’da canlar
çıra oldu yakıldı…
seraplar, özge canlar
ateşlere atıldı…
soma’da, ermenek’de madencim
kara toprağa karıştı…
tacizle, tecavüzle
çocukların, gençlerin
hayatı karardı…

edildi yemin,
verildi sözler,
çoban yıldızını sardı
güzelim başak,
gülümsesin yurtseverler !..

bırakın armudun sapını,
üzümün çöpünü…
devrimcinin vatan için,
çok çalışmaktır ülküsü…
vatan yoksa namus olmaz,
unutmayın bu sözü…
hep birlikte düşelim
omuz omuza aslanlı yola,
ata’ya çevirelim yönümüzü…

edildi yemin,
verildi sözler,
çoban yıldızını sardı
namus başak,
gülümsesin türkiye !…

süper nato, fetocu gladyo
indirmek isterken
ihanetin balyozunu
cumhuriyetin beynine,
bütün millet bir oldu,
karşı durdu darbeciye…
kumpasın, tertibin,
hilenin, yalanın,
dolanın adresi belli…
kurulacak milli hükümet,
ilelebet yaşayacak
türkiye cumhuriyeti…

vatan: sürülen toprak…
vatan: derilen ekin..
vatan: akan su, solunan hava…
vatan: gören göz, düşünen beyin..
vatan: titreyen vicdan, diklenen yürek…
vatan: akıtılan ter, dökülen kan…
vatan: helalinden bir lokma…
vatan: haksızlığa sıkılan yumruk…
vatan: hasret; göz yaşına gurbet…
vatan: umut…
vatan: sevda…
vatan: şiir,
vatan: yare buse…
vatan: ana kucağı..
vatan: baba ocağı…
vatan; aydına anadolu…
vatan; cana can…
vatan; oğul, kız, kızan…
vatan; bahar kokulu çayır, çimen…
vatan; kana kan..
vatan: gönüle canan…

vatan; onur, gurur…
ve de vatan;
emperyale ” ana avrat” sövmek…
ve doğu’ca vatan:
”eş başkana, işbirlikçi hayine,
bölücüye haddini bildirmek…
vatan namus,
vatan emek…
vatan: ”tam bağımsızlık ” demek !…
vatansız emek,
vatansız gelecek
hayal görmek !…”
ahanda yazıyorum buraya
işte bu da böyle biline !…

Yargı H.ÖZMEN

tezgaha düşme, oyuna gelme !…

altmışlı yıllarda başladı
devrimci mücadeleye…
o seçilmiş ilk kez
başkan olarak dev-genç’e…
günümüze değin
sürdürmüş savaşı
bozuk düzenle…

bırak asılsız suçlamaları,
tezgaha düşüp, oyuna gelme…

isteseydi bir eli yağda,
bir eli balda olurdu…
mebus olma, köşe dönme
sanma ki onun için zordu…
lakin hiç saptırmadı,
bırakmadı devrimci yolu…

kanma mit’in tertibine,
tezgaha düşüp, oyuna gelme…

yıllardır az mı çektirdi,
gladyo, mit, cia’ya…
”our boys”lar, özallar,
çillerler ve de cunta…
işbirlikçi, bölücü,
eşbaşkan, üçü bir arada…

kanma yalana-dolana,
tezgaha düşüp, gelme oyuna…

o’nunla beraber yola çıkan
çalışlar, çandarlar
ve dahi nice sapkınlar..
her biri sırça köşkte,
villalarda yaşarlar…
o’nunsa tek serveti,
beş bin kitap,
bir eğilmez başı,
iki de bağlama var…

kendini üzüp, takma kafana,
tezgaha düşme, gelme oyuna…

mümkün müdür büyük şeytanı,
bağımsızlık havarisi,
melek eyleme?…
hele hele ömrünün
en güzel yılların
geçip gitmişse hapiste…
eşbaşkanı, hayını
hele bir sual eyle perinçek’e…

ona buna kanıp yanlış etme,
tezgaha düşüp, oyuna gelme…

geldik bugünlere,
eymürler, hainler,
başladılar yine
onu bunu servise…
çünkü onlara göre
en büyük engel,
milletin birleşmesinde…
komşuyla barış,
ülkede barış,
komşuda barış;
tesis edilince…

çatlak sese kulak verme,
haine aldanıp, oyuna gelme…

ailecek birlikte,
aydınlığın yolcusu,
tam bağımsız türkiye’nin
yılmaz savunucusu,
o’dur ermeni diyasporas’ının,
en büyük kabusu…

satılmış medyaya inanma,
tezgaha düşüp, gelme oyuna…

Yargı H. ÖZMEN

dost acı söyler !..

gözünüzü seveyim,
öyle eveleyip, gevelemeyin…
hele hiç okumadan, araştırmadan
bize sitem etmeyin…
”dost acı söyler” demiş atalarımız…
niçin biz eleştirince
hakaretler ediyor,
ağzınızı bozuyorsunuz ?..
fazla gitmeyelim uzağa…
bir on yıl yeter mesela…

hani ”6 ok” babaannenizin
hatırasıydı da, asılacaktı ya duvara…
buradan başlayalım
kısa kısa anlatmaya…
derken kafa tutmaya
başlarken sam amca’ya,
deniz gitti, kılıçdaroğlu geliverdi
gladyonun kumpasıyla..
daha da girmeyelim rte’nin
nasıl mebus olduğuna ?…
yani oralara vardırmayalım işi,
gelin dinleyelim kendine
”dersimli kemal’im” diyen adem-i beşeri…

”seyit rıza atatürk’ü, cumhuriyeti
seven bir insandır ”
”dersimliler’e yapılan
zulümdür, soykırımdır”
”biz 1930’ların chp’si değiliz”
”pyd vatanını kurtarmak için
topraklarını koruyan bir örgüttür”
”laiklik tehlikede değildir”
”tarikatlar sivil örgütlerdir.
herkes dilediği gibi yaşayabilir”
”türban serbest bırakılmalıdır”
vb.vb gibi……..

bilmem daha sayalım mı?
gerek var mı yazalım mı?…
bunlar dil sürçmesi değildir ha…
bilmiyorum ne diyorsunuz
bilinçli yapılan bu açıklamalara ?..

şimdi aynı mıdır
”cumhuriyetin tunçeli”si ile
”osmanlı’nın dersim”i sizce?
yandı gülüm keten helva
eğer yanıtınız ”evet” ise…
hele bir de ”soykırım yalanı” na
inanıyorsanız gafilce…
yani suç buluyorsanız
atatürk’de, cumhuriyette…
yapılan hataları, yanlışları
yüklüyorsanız
türkiye cumhuriyeti devleti’ne…
”demokratlık” diye diye
destek olmuşsanız
bilerek bilmeyerek
yıllardır yobaza, bölücüye…
”düşünce özgürlüğü”diyerek,
mazur görmüşseniz
fitneyi, fesatı, şeriatı…
daha ne diyeyim,
ne söyleyeyim sizlere!…

örnek çok hangisini yazsam
acaba bilmem ki ?…
mesela ilk kez kimden çıktı acaba
meşhur ”açılım” fikri ?
ya hdp’yi meclise sokmak
kimin fikri idi ?
hatta sizler vermediniz mi
barajı geçsin diye,
hdp için iki oyunuzdan birisini ?…
kiminiz mevlütler okutup,
şerbetler dağıtmadı mı bir öğle vakti?..

hadi bunları da geçelim…
şu ”büyük vatansever”
ekmeleddin’e ne diyelim?…
hani şu atatürk için
idam fermanı veren
mustafa sabri’nin
en yakın adamıydı ya babası…
”tıpış tıpış” verdik ya oylarımızı …

biliyor musunuz
bir şey sandıydık
geçirince kafaya
sekiz köşeli şapkayı…
mahatma’nın ikizi gibiydi,
kemal’di de adı…
meğerse ne numaralar
varmış aklında…
boş verin şunu bunu da,
sam amca’nın yandaşlığı
olmasaydı keşke
o güzelim kasketin altında…

fazla sabredemedi partideki
vatansever, ulusalcı, cumhuriyeçilere…
”kadın kontenjanı”ndan atandı
ata’ya ”kefere”diyen bekaroğlu;
ışınlandı diyarbakır’dan,
yıllardır apo ya avukat durmuş
tr 705 numaralı ”cia” kulu…
bir de sayek böke vardı
çiller’in 2000 versiyonu…
sanırım fazla uzatmanın anlamı yok…
işte tam da böyle bir zamanda verdi
çakala ”sarı öküzü” kılıçdaroğlu…

rte’nin yalakası mı oluyoruz
şimdi bunları dedik diye ?
ya geçin bunları bir yol be…
bir sorun bakalım tayyib’e;
geceleri nasıl kabus görüyor,
karabasancasına üzerine çöken ne ?…
adam bin kere dua ediyor,
allah razı olsun kılıçdaroğlu’ndan,
bahçeli’den diye…
göreceksiniz, rte’nin hakkından
biz geleceğiz yine…

bunlar acı gerçekler işte…
tam da dostun dosta
söylemesi gereken gerçekler,
hadi yalan de…

anlaşılan yetmedi örnekler…
bir kaç da yakın tarihten
örnekler verelim…
”bugün olsa ekmeleddin’i
yine desteklerim ”
herkese ”adalet” diye düştü yollara,
bölücüyle, fetö’yle
aradı adaleti en sonunda…
gıkı çıkmazken hasdal’a, silivri’ye
kumpaslarla atılan vatanseverlere;
şimdi sabah akşam bağırıyor
”cezaevleri boşaltılsın”,
demirtaş’a özgürlük diye…
hala da destek veriyor,
abd, ab projelerine…
bir çift lafı olmaz incirlik’e…
destek mesajları yollar kobani’ye…

sevgili dostlar; ali, veli,
ayşe, fatma değildir derdim…
alevi-sünni, türk-kürt hiç değil…
gelin yeniden dönsün
atamızın partisi
fabrika ayarlarına..
işte o zaman
seyreyleyin gümbürtüyü
birlik olunca vatan’la…
diyet mi istiyorsunuz ?
rüşvet gibi bakmayın
verdiğiniz imzalara…
yeter ki güvenelim,
bu büyük millete,
bu mazlum halka…

Yargı H. ÖZMEN

kokun gelmiyor oğul..

Tüm gazi ve şehit annelerinin önünde saygı ile eğiliyor, ellerinden , yüreklerinden öpüyorum…

kokun gelmiyor oğul !…

baharda açan çiçeğin
arıyı beklediği gibi…
güneş vuran karın
çağlayıp ummana aktığı gibi…
güne hasret kardelenin
buzu kırdığı gibi…
yağmur bulutlarının rahmetçesine
çatlayan toprağa boşaldığı gibi…
ikiyken bir olduk oğul !
bizi yaratana,
seni yaratıp
denk olduk oğul !…

el, avuç kadardın
dünyamızı doldurdun…
bir anlatılmaz
sevgi oldun gönlümüzde…
ışığımız oldun
karanlık gecelerde…
tadına doyulmaz,
gözyaşına dayanılmaz,
tükenmez umudumuz
oldun ahirde…
hele, o ilk ”anne” deyişin yok mu?
o koca çınar gibi babanı titreten
” baba” deyişin yok mu?

yok..
hayır…
ağlıyorum sanıp
çatma kaşlarını…
lakin içim kor oldu,
har ateşten oğlum !…
gülemiyecek hain pusu…
sevinç narası zehir zukkum olacak
imralı’ daki bebek katiline…

toprağa değil…
nah…
yüreğime aldım seni…
her nefesimde benimle ol deyi…
şehit anasıyım…
belki de anaların
en güzeli, en makbulü…
kendi ellerimle
kınaladım seni…
etinle, kemiğinle
yüreğimdesin bunu bil…

lakin oğul !…
esirgeme benden kokunu…
öpüyorum…
öpüyorum ama,
kokun gelmiyor oğul !
kokun gelmiyor!
kokun !….
oğul !..

Yargı H.ÖZMEN

…… hangi akla hizmet?…

allah ile aldatır, elde kuran; desteksiz sallarsın…
sam amca’nın ”bizim oğlanı”, netekime nispet yaparsın…
anaları yuhalatır, obama’ya taparsın…
hele bi deyin bana,
bu kime hizmet ?…

şalvar, etek giyip, oraya buraya molotof atmak…
kara çarşafa bürünüp, esnaf, kuyumcu soymak…
”altı kaval, üstü şişhane”, ortalıkta salınmak…
söyleyin bana,
hangi akla hizmet ?…

minareye ”süngü”, kubbeye ”miğfer” dersin…
kaç ak- sarayda, yalılarda gününü gün edersin…
” sıfırlama ustası benim ” der, halkla dalga geçersin…
bi deyiverin gari
bu kime hizmet ?…

bir abdestle beş vakit namaz kılmak,
defalarca umreye, hac’ca gidip hırsızlık yapmak,
”müslümanım” deyip, iblise selam durmak,
söyleyin bre dostlar
bu kime hizmet ?…

sen ”dersimli kemal” ve sen ”devletsiz bahçeli”,
hala bıkmadınız stepne, maraba olmaktan, öyle değil mi ?…
”altı ok” duvarda, ”dokuz ışık” mezarda kalan, bir nostalji,
hadi söyleyin bakalım
bu hangi ağaya hizmet ?…

sözüm tayyibe, bölücü başına değil, onların ne olduğu zaten belli…
bunların da yardakçısı; vatansız solcu, liboş, yobaz-gerici…
sana diyorum sana, aklını başına topla; seni gidi y-chp’li seni !…
bi deyin hele,
bu yaptığınız kime hizmet ?…

tabii ki var birileri; vatana, bayrağa hizmet eden…
milletiyle ağlayıp, gülen; ”her şey vatan için” diyen…
parola vatan, işareti emek-namus; arslanlı yolda yürüyen…
vatan geliyor vatan,
emperyaliste ana avrat söven !…

Yargı H.ÖZMEN

ah gençlik ah!..

önce göbeklerini açtılar…
sonra kulağa küpeyi,
hemen ardından da kaşa,
çeneye, buruna halkayı taktılar…
yetmedi…
tepeden tırnağa
modern köle niyetine
damgaladılar…
aşkı, sevdayı
ucube eyleyip,
sapık cinselliği
beyinlere soktular…
kimisini şeytan ;
kimisini akrebe çevirdiler,
kendi kendini sokan !…
kimisini de yılan,
sürüngen yaptılar,
ortalıkta yalanan, dolanan…

kimini ”merhaba” der demez
yaşlı evrene ;
kara çarşafa belediler
bembeyaz kundak yerine…
kimisi kara kapkara,
boz mu boz mintana dolandı…
sırtında cübbe, kafası sarıklı…
moda diyerek pinçik pinçik ettiler
üstlerini, başlarını…

kiminin, kilise patentli ,
piyer kardin damgalı,
türbanla sıktılar başlarını…
verdiler ellerine
akıllı telefonları,
gök kuşağı renkli bayrakları…
babadan, erkek kardeşten bile
sakladılar ellerini, yüzlerini
ve de saçlarını…
ne küçüklere sevgi kaldı,
ne de büyüklere saygı…
köşe başlarında,
köprü altlarında zehirlediler
körpe beyinlerini…
ne hoşgörü koydular,
ne de ataya saygı, sevgi…
bir bir yitirilmek isteniyor
cumhuriyet değerleri…

kendi çocukları giderken
amerika’ da, avrupa’da
paralı, özel kolejlere,
paralı üniversitelere…
garibana fetva veriyorlar,
”gönder çocuğunu imam-hatibe”…
kimisinde,
cep delik, cüzdan perişan
ama elde kur’an…
kimisinde,
evde kur’an,
lakin karun gibi bir yaşam…
vesaire vesaire…
falan filan feşmekan…

amaç belli…
düşünmeyen, sorgulamayan
bir gençlik belli ki hedefleri…
yaşamdan kopuk, kafalar uçuk,
benizler soluk mu soluk…
dara düştü mü el aman dileyen;
büyüğü küçüğü sevip, saymayan;
ayakları yerden kesik,
pembe dizilerle yetişen…
insana ”dışından baktın mı yeşil türbe,
içine girdin mi estağfurullah” dedirten…

heyyyy işbirlikçiler ..
heyyyy kendini adamdan sayan,
eşbaşkan el hep yutan !…
senin haddine mi
bizim canlarımıza hakaret !…
bizim; ana baba, kız kızan,
her şeyimizdir bu cumhuriyet !…

işte de çiziyorum buraya…
zaptedilecek bu güneş nasıl olsa !..
kuvay-ı milliye şehitleri uyanacak
kutlu uykularından kalkacak ayağa !..
işte o zaman belli olacak
hem-i hanya, hem-i de konya…

Yargı H.ÖZMEN

VATAN MARŞI…

VATAN, VATAN, VATAN, VATAN !…
KURBANIM TAŞINA, TOPRAĞINA SENİN
DEVRİM, DEVRİM, DEVRİM, DEVRİM!…
BU CAN FEDA OLSUN, UĞRUNA SENİN

Sözümüz var, kurda- kuşa; çiçeğe, ağaca…
Sözümüz var, kelebeğe, böceğe, karıncaya…
Sözümüz var, bebeğe, çocuğa, anaya, ataya…
Sözümüz var, yıldıza- güneşe, aydınlık yarınlara…

Kuracağız, halkla birlikte, hakça bir düzen
Ne işsizlik kalacak, ne de bizi sömüren
” TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE”, işte özlenen
Vatan devrim; Devrim vatan, budur beklenen

Yargı H.ÖZMEN

cananıma…

kırmızı akşamlarda sevdim seni…
yetmişin sonlarında…
ve baş koymuşken kıpkızıl geleceğe,
güneşli, aydınlık yarınlara
omuz omuza kavuşmaktı
en büyük özlemim birlikte…
hiç de kolay değildi
geride bıraktığımız yaşam…
akıl almaz ihanetler yaşadık,
yaşlı dünyamıza
merhaba dediğinde
iki canımız…
şimdi ise canlarımıza iki can;
bir de canımızın canı düşüverdi
kollarımıza, göz bebeklerimize…

domurcuğa durmuşken yarınlar,
ve de baş vermişken huzura,
mutluluğa aylar, seneler…
kimi zaman kızdık birbirimize,
kırıldı kalpler ;
buzlandı gönüller…
lakin bozuk düzene öfkemizi
azaltmadı, azaltmayacak
geçen ve dahi gelecek günler…

bilmem farkında mısın?
canlarımızın büyüdüğünü bile göremedik,
hayatla cebelleş olmaktan …
hasret’imiz, nasıl da aniden çıkıverdi
beyaz gelinliği ile karşımıza ?
ve de nasıl da beliriverdi
damatlık giysileriyle
orçun’umuz yanıbaşımızda ?…
lakin inan ;
çınar’ ımız, oluşumuz,
an be an adımlarken
uzun ve de mutlu geleceğini,
kana kana içeceğiz huzuru
ve elbet canlı tanığı olacağız devrimin…
ve nasılsa nazımca dolaşacak
dağında bayırında;
denizinde ovasında
güzelim elbiseleriyle hürriyet,
bu canım memleketimin…

Yargı H.ÖZMEN

delikli çınar…

hani var ya…
hani tınlamaz onu, bunu
posta kor ya sağa sola…
hani hiç umursamaz
umutsuzluğu ya…
yediden yetmişe
özgür kalemlerin raksettiği;
allı morlu kır çiçeklerinin
burcu burcu koktuğu;
bir derin nefes,
bir renk cümbüşü
sevdalı gönüller sofrasında
olur ya herkesin yüreciğinde
işte o’nun adıdır
delikliçınar…

Yargı H.ÖZMEN