donuyoruz, utanıyoruz eyyyy! utanmaz, arlanmazlar!…

eyyyy! türk milleti demekten
utanıp, sıkılanlar!..

eyyyy! ” varlığımız
türk varlığına feda olsun
” diyemeyen arlanmazlar,
hayasızlar!..

eyyy! her türlü milliyetçiliği
ayaklar altına aldık diyen,
işbirlikçiler!..

eyyy! alttan ısıtmalı saraylarda,
zevk-ü safa içinde
gününü gün eden
ak-itler, beyler, troller!…

var mıdır -cek ten,
-cak tan başka
edecek bir lafınız,
donarak şehit olan
mehmetciklerimize?…

‘vatan sağolsun”
diyebilir misiniz?
utanmadan göğsünüzü
gere gere…

ya da diyebilir misiniz?
” canım onlar da
ödeselerdi parayı da
gitmeselerdi askere” diye…

gerçekten katılıp
defin törenlerine…
”başınız sağolsun”
diyebilecek misiniz?
o yiğitlerin anasına,
atasına, kardeşine…

bak ben söyleyeyim
diyeceğiniz abuk subuk
bazı şeyleri:
” askerlik yan gelip
yatma yeri değildir”
diyeceksiniz…
”alın yazısı, kaderdir”
deyip geçeceksiniz…
eminim belki de:
”bu askerler de salakmış,
niçin nöbeti terk edip,
soba başına gitmemişler”
bile dersiniz…

ver mehteri ver!…
ama sakın ola,
şaşırıp maşırıp ta
”türk milleti, türk milleti”
demeyin haaa…
hele hele:
”ne mutlu türküm diyene!”
lafına sen kulak asma…
malum, ‘yahudi
kahramanlık madalyası”
taktılar sana…
bir de sam amca’nın elindeki
beyzbol sopasını unutma…

şimdi gelelim
”vatan savaşı”na…
sen yerden göğe haklısın
allahına kitabına(!)..
bu soğukta ne işi var askerin,
sınırda, karakolda…
sarı öküzü satsaydı,
verseydi üçe beşe
bahçeyi, bağı, tarlayı…
vaz geçiverseydi yavuklusuna
düğün yapmaktan
basıverseydi paracıkları,
birileri gibi yatsaydı sıcacık
anasının kucağında…
gelir miydi
bu donma olayı başlarına ?..

hiç mi örnek almadınız
bizim gençleri?..
bu yaşta kolay mı
yüzdürmek denizlerde
o yüz metrecik gemicikleri?…
kolay mı vakıf makıf ayağıyla
dikmek oraya buraya
avm’leri, gökdelenleri?..
hiç bilemediniz
alın ”fıtık var”
diye doktordan raporu,
çizin gitsin
askerliğin üzerini…

yaaa! demek
parayı veren gülüyor,
vermeyen bedelini
canıyla ödüyor öyle mi?
hadi varın işinize
dellendirmeyin beni,
bu garibi…

”korkma!” eyy türk milleti!…
lakin unutmayasın uğruna
canını, yarınını
feda eden yiğitleri!…

sen ” kötü hava koşullarında”
donarak yitip giden
mehmedim, mehmetciklerim:
utanıyorum, nasıl basarım
toprağa gayri..
siz acı çekersiniz deyi…
nasıl insanım derim gururla,
yok farzedip kanayan yüreğimi..,

affetmeyi bizi…
sarıp sarmalayamadık
bu soğukta sizi…

affetmeyin bizi…
bir eski çulla da olsa
ısıtamadık sizi…

afetmeyin bizi…
kararttık sizin ve
sevdiklerinizin geleceğini…

afetmeyin bizi…
alttan ısıtmalı saraylar yaptık
ama dondurduk sizin iliğinizi,
kemiğinizi…

affetmeyin bizi…
bir türlü birleşip,
def edemedik hainleri yurdumuzdan;
koruyamadık işbirlikçilerden
kimsesizler kimsesi cumhuriyetimizi…

gene de söyleyin bize…
acaba ne yaparsak
affedersiniz bizi
bundan böyle?…

Yargı H. ÖZMEN

bir ironi…

bir ironi…

ey büyük atatürk…
seninle farklı iki asırda
dünyaya merhaba dedik…
muhtemeldir ki
yine farklı iki asırda yitip gideceğiz…
ve fakat…
seninle aynı asırda,
aynı topraklarda yattık-kalktık,
aynı asrın ekmeğini yedik,
aynı asrın suyunu içtik…

ha bir de düşmanlarımız ve dostlarımız
hala aynı, hiç değişmedi…
lakin bir türlü anlayamadım
seni ve o aykırı (!) düşüncelerini,

ya neme lazım sana:
millet yapmak istediğin ümmet !…
senin neyine vatan, namus, hürriyet…
adı ihsan, kendisi adam gibi adam,
bir dostum der ki;
” sen ilan etseydin padişahlığını…
hem saraya bir damat,
hemi de olsan bir sultan…
inönü, bayar sırayla sadrazam…
müftü ahmet hulusi şeyhülislam…
kılıç ali’ yi de yapsaydın orduya başkan…
bir elin yağda, bir elin balda
yan gel oğlum, keyifler keka…
yaslan babam yaslan…
derler ya: yan gel osman ,
bir dönüm bostan”

kurtuluş savaşı neyine gerek senin
dur durak yok,
o cephe senin, o cephe benim…
elde yok, avuçta yok,
bir de tutturmuşsun
”ya istiklal, ya ölüm !”…
”bağımsızlık benim karakterim ”
dur daha bitmedi…
ya şu kadınlara verdiğin haklara ne demeli…
be arkadaş kadın dediğin
oturmalı kapının ardına süpürge gibi,
ne seçmeli, ne de seçilmeli…

atmışsın kafalardan sarığı,
giydirmişsin şapkayı,
yasak etmişsin kadına
türbanı, çarşafı…
adına da ”cumhuriyet devrimleri” demişsin,
”medeni kanun” adında
çağdaş bir şey getirmişsin…
insanlar okuyup-yazamıyor diye
arapçayı kaldırıp, türkçeyi seçmişsin…
matbaa osmanlı’ya
ikiyüz yıl sonra gelmiş,
sen ”herkes okuyacak,
cehalet bitecek” demişsin…

düşünün be dostlar,
adamcağız oturup da şöyle
ne zevk sefa sürmüş,
ne de gününü gün etmiş…
sabah-akşam, gece-gündüz.
sıcak-soğuk dememiş,
ya düşmanla savaşmış,
ya da içeride hayınlarla cebelleşmiş,..
e tabi genç yaşta yitip gidersin…
sen hiç ”ben” dememiş,
milletin derdini ”derdim” bellemişsin…

ne olacak yeterdi bize
bir avuç toprak, sadece ankara…
oluverseydik müstemleke, manda…
babamız belli olmasa da,
anamız bilinirdi ne de olsa…
kimimizin adı olurdu alex,
kimimizin de alexa…

ah mustafa kemal ah!…
bu topraklar değer miydi şehit olmaya ?…
şimdi satılıyor dönüm dönüm
elin katarlı’sına, arabına…
olan bize oldu bu arada…
ne güzel biz de
”gelene ağam, gidene paşam” der,
takmazdık hiçbir şey kafamıza…

neyse…dedik ya dostlar
buna ironi diyorlar…
pek anlamam işin bu tarafını ama
gelin bir olalım, diri olalım
layık olalım ata’ya, vatana…
güzel bir dünya bırakalım
torunlarımıza, çocuklarımıza, canlarımıza…
en içten saygılarımla…

olsun canım….

olsun canım,
yeni bir sarayımız daha
olacak ya!…

her şeye zam gelmiş
iğneden ipliğe,
aylık üç gevrek parası
zam yapıldı asgari ücrete..
insanlar ser sefil,
perme perişan,
midelerde kelepçe…
bir amerikan parası olmuş
altıbuçuk gayme…

olsun canım,
yeni bir sarayımız daha
olacak ya!…

trafik canavarı mesaide,
durmadan can alıyor…
gün geçmiyor ki kadınlarımız,
dövülüyor, katlediliyor…
çocuklarımız okul yollarında
acı çekiyor, telef oluyor…

olsun canım,
yeni bir sarayımız daha
olacak ya!…

bir madencimiz
çıkamadan gün yüzüne
göçükten, yangından…
onlarcası can veriyor
patronun hırsından,
su baskınından…
insan aklıyla dalga geçiyor,
bakanlar, yetkililer
utanıp, sıkılmadan…

olsun canım,
yeni bir sarayımız daha
olacak ya!…

ihaleyi, ballı böreği,
milletin anasına söven alıyor…
” bu millet enayi” diyen yandaş,
vatanı karış karış parselliyor…
avrolar, dolarlar
kundura kutusuna girip,
dolarlar yatak odasında
fink atıyor…

olsun canım,
yeni bir sarayımız daha
olacak ya!…

toki-moki dediler,
umutların içine ettiler…
yandaşa rant için,
binlerce zeytini köklediler…
hala doymadı
eş, dost, yalaka,
tıksırıncaya kadar
yeyip içerler…

olsun canım,
yeni bir sarayımız daha
olacak ya!…

ne imiş, o’ nun tayyaresinin
eşi benzeri yok imiş…
yıllardır orda burda yatmış,
resmi konuta hiç gitmemiş…
lakin delik pabuçla gelip,
her şeyi sıfırlamış bitirmiş…

olsun canım,
yeni bir sarayımız daha
olacak ya!…

altı buçuk milyonluk masada
yemek bir başka olur…
istemem diyen
diyanet mehmet,
kendini mersedesde bulur…
bir deri, bir kemik olmuş emeklim,
gün be gün kurur da kurur…

olsun canım,
yeni bir sarayımız daha
olacak ya!…

vatanı parçalamak,
vatanı bölmek için
kuruyorsunuz kumpası,
kan içe içe doymadınız,
gün geliyor ezilecek
yılanın başı…
kara bir lekedir reyhanlı,
diyarbakır, beşiktaş
ve de ankara katliamı…

olsun canım,
yeni bir sarayımız daha
olacak ya!…

milli birlik, beraberliğe
ihtiyacımız var iken
hava gibi, ekmek gibi, su gibi…
düştünüz emperyalin tuzağına,
acemi keklik gibi…
başkanlık, incirlik başımızda
dolanıyor alıcı kuş gibi…

olsun canım,
yeni bir sarayımız daha
olacak ya!…

ne bir komşu bıraktınız
ağız tadıyla oturup, kalkacak…
ne bir yurttaş koydunuz,
hayatına neşe katacak…
yurdum insanı karamsar,
su alıyor gemi battı batacak..

olsun canım,
yeni bir sarayımız daha
olacak ya!…

daha çok meselemiz var,
hiç unutmadığımız…
onlarca çocuğumuzun,
atanmayan gencimizin
canlarına kıydınız…
er ya da geç
kurulacak milli hükümet,
sorulacak hesabınız…

az kaldı beyler,
yıkılacak başınıza
bütün saraylarınız !…

Yargı H.ÖZMEN

affetme bizi çocuk…

sen mavi masmavi
gökyüzü ile kaplı,
pamukların bulut olduğu;
dondurmadan dağlar,
tarlalarında elma şeker,
dağ, taş, deniz sevgiyle
tıka basa dolu,
ayı elle tutulabilen,
yıldızlarından elbise biçilen,
göz yaşı bilmeyen,
yaşanası bir dünya istedindi…

rengarenk horoz şeker…
bir o kadar renkli dünya topu…
yeşilin her tonuna bezenmiş bir çevre…
mevsiminde gazellenmiş yaprak…
temiz tertemiz bir toprak…

affetme bizi çocuk…
sen, ”can” dedin…
sen, ”sevgi, dostluk” dedin…
biz ise düşmanlık, nefret ve de kin…
sen paylaşmayı seçtin…
lakin hesabı küçücük yüreğinle
peşin ödedin,
bir bilinmeyene gittin…

affetme bizi çocuk…
sen ”ana kucağı, salıncak,
beşik” dedindi…
biz kundura kutusuna koyduk
senin minik, cansız bedenini…
kimi zaman akbabalar tünedi başında…
kimi zaman coni’nin
namlusu dayandı sırtına…
seni sevdiğini söyleyenler,
iki yüzlü, bölücü ve de hainler
bomda verdi, molotof verdi,
şeker yerine yumuk ellerine
buna göz yumduk,
seni kendilerine benzettiler…

affetme bizi çocuk…
gerçi ayırmadık, ayrı tutmadık
anneni, babanı, kardeşini senden…
onlar da aldı nasibini
kötülüğümüzden, pisliğimizden…
anaları göz yaşına büründürdük,
babaları utancımıza,
yedi kat yerin dibine gömdük…
o kıyıya vuran inan
senin cansız bedenin değil
insanlığın ta kendisi be çocuk…

sen de bizden
çok şey mi istedin,
bizi insan mı sandın ne ?…
bilmez misin hayvanlar bile
vazgeçmedi hayvanlık yapmaktan,
unutmadı hayvanlığını;
biz ise hala
bilmek istemiyoruz
insan olduğumuzu,
hatırlamıyoruz,
unuttuk insanlığı…

yapma be çocuk !…
sevgiyi gömüp yüreğine,
dostluğu üleştirip o ıslak,
yosun dolu ceplerine
beyaz kanatlarınla
sonsuzluğa uçup gitme…
kim bilir?
bakarsın bir gün anlarız,
farkına varırız
sevginin, barışın be !…

lakin yine de insanlık
debelenirken
utanç bataklığında…
bizi affetme çocuk…
bizi affetme…

Yargı H.ÖZMEN

elinizin kanı, vicdanınızın karası…

neylesen, ne yapsan,
kar etmez,
kurtarmaz sizi…
yüzyıllardır şeyhlerin,
şıhların, kralların,
ne insanların kanına girdi…
soyunuz sopunuz
aynı yerden,
kırpılmadı gözünüz,
taş yüreğiniz titremedi…
onlar insanlığın
ilk şehitleriydi…
bir spartaküs,
bir kunta kinte,
bir de ali…

derisini yüzdünüz
mansur’un;
yağlı ipe verdiniz
pir sultan’ı…
hasım kıldınız
köroğlu’nu,
karacaoğlan’ı,
dadaloğlu’nu
ve dahi nice ozanları,
fedaileri, yiğitleri..
halbuki ne de hoştur
söylemesi, dinlemesi
veysel’imin,
özgürlük çığlığı ruhi su,
aşık mahsuni,
bozkırın tezenesi ertaşım’ın
toprak kokan,
sevda, sıla tüten
türkülerini…

her daim
düşman oldunuz güzele,
selvi boylu sevgiliye,
ahu bakışlı yara…
cehennem ateşine
kul, köle oldunuz,
çoğu zaman zebani,
kin, öfke kustunuz
aşkın narına…

avuttunuz,
kandırdınız insanları
”kabataş” yalanlarıyla…
her şeyde, her konuda
iftira üstüne iftira…
”gece dolmuşa bindi” diye,
”katli vaciptir” dediniz,
tecavüz ettiniz özgecanlar’a…

neyle yusanızda çıkmaz
elinizin kanı,
vicdanınızın karası…
menemen’ de kör testere ile
katlettiniz kubilay’ı,
bekçi şevki ve hasan’ı….
memleketine
hasret koydunuz
koca nazım’ı…
kılınız bile kıpırdamadı
idam sehpasına
çıkarırken üç fidanı…
doymadınız kana,
kanla yıkadınız
1 mayıs 77′ de
taksim alanı’nı…
cayır cayır yaktınız
madımak’ ta canları…

yıllar yılı durmadı
akıttığınız kan,
mavi göklere kanat açtı
her gün şehitler…
açılım- saçılım dediniz,
feryat figan etti analar,
cayır cayır yandı yürekler…
bir elinde uçurtması,
bir elinde somunu
toprağa düştü
ondördünde berkinler…
hiç utanmadınız,
kepçe ile toprağa verdiniz
memedim’in naaşını,
eyyy paşalar,
eyyy beyler !…

çok oldu, çok oldunuz
”yetti gari” demenin
zamanı geldi…
yolumuz
”aslanlı yol” dur bizim,
bizim yolumuz besbelli…
vatan-namus-emek
diyenler, toplanın bir araya,
birlik olmak,
dirlik olmak
zamanı şimdi…

Yargı H.ÖZMEN

o gün işte bu gündü!….

1922 yılında
bütün dünyada
eşi benzeri görülmemiş
bir doğumun sancıları yaşanıyordu anadolu’da..!

kirlenmişti..
trakya..ege..
izmir..aydın..
trabzon… kars…
antep..maraş..
mardin..antalya..

ve tüm anadolu,
inim inim inliyordu
düşman çizmeleri altında..!

sadece
gaflettekiler..
sadece dalalettekiler..
ve bir de ihanettekiler
huzurluydu..!

kan ağlıyordu
türk yurdu..!
yanıyordu anadolu..! ..
analar…
bacılar…
çocuklar…
kahroluyordu!..

lakin vatan,
düşmanın dipçiğinden;
düşmanın süngüsünden;
düşmanın zulmünden
mutlaka kurtarılmalıydı..

asırlardır bağımsız yaşamış
türk milleti,
imkansızlıklardan
nasıl imkanlar yaratır
göstermeliydi
dosta düşmana…

böyle düşünüyordu
mustafa kemal
kalpağı başında;
amasya’da…
erzurum’da…
sivas’ta…
ve de ankara’da…

savundular vatanı
‘ya istiklal ya ölüm! ‘ diyerek
inönü’de…
eskişehir’de….
sakarya’da….

perişan ettiler
kendilerinden kat kat üstün
işgalci yunan orduları’nı.
afyon ovası’nda…
30 ağustos’ta…

düşman yenildi..
trikopis uşak’ta esir..
bütün dünya şaşırdı
bu nasıl iştir.!
kaçıyordu düşman
ortalığı yaka yıka
perme perişan,
ser sefil..

haykırdı mustafa kemal..
“türkiye büyük millet meclisi’nin orduları
ilk hedefiniz akdeniz’dir..ileri!…”

9 eylül’de
marşlar söyleyerek
girdi izmir’e..
kemal’in askerleri,
kuvay-ı milli….

hükümet konağı’nda
yüzbaşı şeref,
kışla’da zeki doğan,
kadife kale’de asteğmen besim,
boyları dev gibicesine
arş-ı âlâya uzar!…
çektiler
ayyıldızlı bayrağı göndere
inmemek üzere
mahşere kadar!…

güldü izmir boğazı;
güldü karşıyaka…
güldü konak,
kordonboyu..
saat kulesi
güldü..

hasan tahsin,
attığı ilk merminin
nereye saplandığını
ilk o zaman gördü!…

izmir’in dağları’nda ki,
kalpaklı şahinlerin
ağız dolusu güldüğü gün,
86 yıl önce
işte bu gündü.!

ey amerika, katil amerika!…

ey amerika, amerika !..
katil amerika!…
türkiye’yi 51.
eyaletin mi sandın ?..
ben yaparım,
ben asarım,
ben keserim dersin…
benim vatanımı
müstemleke,
manda mı sandın ?..

yıllar yılı
kan kusturdun,
kanlı göz yaşları
döktürdün dünyaya…
inim inim iniledi insanlık
kahrolası zulmün altında…
ak baba oldun
ölmesini bekledin
yavruların, çocukların
başında…
kana belendi asya, avrupa
ve dahi afrika,
altı koca kıta…
sen benim milletimi,
kul, köle mi sandın?…

hakkın yok,
eşkiya da olsan ülkemi
emperyal yasalarınla
yargılamaya…
gücün yetmeyecek
hem hakim,
hem savcı olup
”engisizyon” mahkemesi
kurmaya…
engel olamayacak
işbirlikçilerin
sudan sebepler uydurup,
işgallere, bağırmaya,
çağırmaya…
sen benim halkımı,
aklı kıt, gözü
kör mü sandın?…

şunu kafana sok,
geçti senin zamanın…
sen bizi azarlayamaz
yargılayamazsın …
vız gelir tırıs gider
bize çeşit yaptırımların…
kimden ne alıp,
kime ne satacağız,
kimden ne alacağız
sen karışamazsın…

kanlı dişlerin,
artık döküldü…
tırnakların söküldü…
sen atatürk türkiyesi’ni
arka bahçen mi sandın ?..

ey amerika, amerika !…
az kaldı vakti zamanın
işbirlikçi, piyon, taşaron
kim varsa çanak yalayıcın,
topunuzu yargılayacak
işte bu mazlum dünya !…
kim bilir belki yarın
belki yarından da yakın!…

Yargı H.ÖZMEN

kadın olmak, bir de ağaç olmak…

zor bu güzelim memlekette
bir şeyler olmak,
bir şey olmak…
hele hele çok zordur
kadın olmak
bir de ağaç olmak…
lakin ille de
olmak istersen bir şey
kolayı da var tabii ki
kaldır kafanı
sağa sola bak…

hortumcu olmak mesela…
çok kolaydır, dolandırıcı,
hırsız, olmak,…
sakalı sıvazlayıp,
türbanı takıp 4 x 4′ cü olmak…
kalemini kiraya veren
ve hatta satan gazeteci,
yazar, çizer olmak…

hele olursan bir şeyh, şıh,
tarikatcı, cemaat üyesi
tadına da doyulmaz ha !…
toki’ci olmuşsan
ya da boğaz’da bir emlakçı,
satarsın dünyanın,
onun bunun anasını…

ya doğaya, kurda kuşa,
börtü böcek, karıncaya;
kadına, kıza, çocuğa
çağdaş insana;
hele hele bir de hainsen,
düşmansan vatana..
keyifler keka…
bir elin yağda, bir elin balda…

cumhuriyet kadını,
yüreği közlü, açık sözlü
canan bölük diyor ki:
– zor bu güzelim memlekette
bir ağaç, bir de kadın olmak…
birini yaşken keserler;
diğerini taciz edip döverler,
hakaret ederler..
olmadı töreydi deyip katlederler…

evet doğru söylersin,
sevgili dostum,
değerli arkadaşım…
peki ya cansız minik bedeni
deterjan kutusuna koymak…
ya da azgın dalgalarca
bir yosunmuş gibi kıyıya vurmak…
geleceğini kurtarmak uğruna
tarikat yurtlarında
çıra gibi cayır cayır yanmak…
ensar’ın kara yürekli,
beyni fitne fesat dolu
insancıkların zikirlerine
lokma, meze olmak…

emekli olmak,
maaş kuyruğunda kriz geçiren…
emekçi olmak, köylü olmak
üreten, ürettiğini de derelere döken…
ataması yapılmayan öğretmen,
mehmetcik olmak,
sınırda, dağda , ovada
hainin usa patentli mayını ile
paramparça şehadete eren…

fabrikada işçi;
okulda öğrenci;
heykeltraş, ressam olmak;
eğilip bükülmeyen bir gazeteci…
ve de olmak yurtsever,
vatansever, devrimci bir siyasetçi
bütün bunlar çok mu kolay?…

ve değerli arkadaşım,
sen de biliyorsun ki
umudu kesmek, inancı yitırmek
yakışmaz bize…

haydin gelin dostlar!..
yıkalım harami saltanatını…
kuralım hakça bir düzen,
milli iktidarı…
bu bir şikayet, serzeniş, değil
anadolu isyanının başlangıcı…

Yargı H.ÖZMEN

işte o zaman….

boşu boşuna lafları
eveleyip geveleme…
ne yaptın ? ne ettin ?
hepsi bir bir yazıldı
kara kaplı deftere…
haaa ” ben değiştim” mi
diyorsun? millete..
o vakit sen
ne zaman benim
“cumhurbaşkanım” olursun
hele bir dinle….

“önce üzerine giydiğin
o kat kat allı morlu
göynekleri, elbiseleri
çıkaracaksın üzerinden,
cumburlop dalacaksın
”vatan” havuzuna…
korkmadan eline
alabilirsen eğer ata sabununu,
cumhuriyet kesesini,
ha babam de babam,
başlayacaksın temizlenmeye
tepeden tırnağa…
ne zaman kaşarlaşmış derin
incelmeye başladığında,
kafan-başın yündüğünde,
kibirli, pinokyo burnun
sürtüldüğünde
senin işin bitecek,
sıra gelecek evdekilereeee…”

daha bitmedi…
“hatırlıyorsun değil mi
ne oldu 1998′ de ?..
mahdumun burak
trafik cinayeti işledi,
istanbul’un göbeğinde..
o cinayet için,
trafik canavarı mahdumunun
bedelini ödediğinde;
hem de sanatçı
sevim tanürek’in
ailesinden af dilediğinde…
bilal oğlan ve sen
tek başınıza,
istiklal’de bir sinemaya
elinizi kolunuzu sallaya sallaya
gidebildiğinizde…
sevgili först leydimiz(!)
emine hanım’ın,
çeyrek altınlı kadın günleri
düzenlediğinde…
yüz metrecik(!) gemicikler
sosyal amaçlar için
yüzdüğünde…
düğün paralarıyla(!)
kurulan şirket, vakıf
ve dernekler
millete devredildiğinde…
İmralı’da ki hainin ve
bölücülerin defterini
dürdüğünde…

bu arada eski dostun
fetöyle birlikte
onlarca kumpasla
onurlarını kırdığın,
ve hatta yaşamlarını aldığın
yurt severlerden,
vatan severlerden
ve de #direngezi şehitlerinden
nasıl af dilersin
açıkçası bilemiyorum…”

“yılışık şeyler gibi sallayıp
durmayacaksın kuyruğunu
bir atlantik ötesine,
bir avrasya’ya…
dik tutacaksın başını,
güveneceksin halkına..
düş aslanlı yola,
zırt pırt abdülhamit
deyip durma…”

ve sen evet sen…
bu isteklerime ilave,
adı ”cihan” olacak
bir küheylana da
düşmeden binebildiğinde
harbi söylüyorum
”cumhurbaşkanım”
olacaksın benim de…
yok gelemezsen
bunların üstesinden
şansına küs,
sen yoluna ben yoluma,
sen dereye, ben tepeye….

değerli dostlar tüm bunları,
sabırla (!) bekliyoruz
”vatan mevzubahisse,
gerisi teferruattır” diye…
tabii bu arada unutmuyoruz
”hala-dayı” hikayesini de…
ve bir milim sapmayacağız
”vatan-namus-emek” ten
göz göre göre…

on yıllara uzanan
”aydınlıkçı” öğretisi
bizleri birer fedai kıldı…
onun içindir ki
aklımıza bile gelmez
kişisel çıkar,
köşe dönme anlayışı…
dedim ya herşeye
”vatan-namus-emek”
ekseninden yaklaşırız,
dosta güven,
düşmana korku salarız…
doğuca bir tunç ilke
daha sizlere:
”komşuya düşmanlık,
vatanına düşman olmaktır”
kazıyın bunu bir yerlere…

Yargı H.ÖZMEN

siz amerikan askeri’siniz….

ne kadar sinseniz de
birilerinin arkasına…
boyunuzu posunuzu
ne kadar saklasamaya
çalışsanız da…
biliyoruz sizin
o iğdiş edilmiş beyninizi,
ihanet kokan düşüncelerinizi…
tanıyoruz sizi…
tanıyoruz ta ki yıllar öncesinden…

siz amerikan askerisiniz…
emperyalizmin iflah olmaz
işbirlikçilerisiniz siz…

on yıllar öncesi
”çanakkale geçilmez” dedik
gülüp geçtiniz…
nusret’in mayınlarına toslayıp
bodoslama, denize
gömülen de sizsiniz…
alayınız, seyit ali onbaşı’nın
top mermisiyle batan
amiral gemisi’ndeydiniz…

gün oldu kalemi kiralık
ali kemal oldunuz utanmadan…
ingiliz muhipleri kılığına girdiniz,
halkını haraca bağlayan…
tetikçi oldunuz
onlarca suikast girişiminde
ata’ya kurşun sıkan…
şeyh sait oldunuz
ihanet bayrağı açan…
said-i nursi oldunuz
cumhuriyete karşı çıkan…

küçük amerika sevdası ile
yanıp tutuştunuz
2. dünya savaşı sonrası…
siz imzaladınız
o kölelik anlaşmalarını…
12 mart ‘tan sonra
siz katlettiniz, siz astınız
darağacında fidanları…
ziverbey’ de ki
işkenceciler de sizdiniz…
sivas, maraş, çorum,
1 mayıs katiamları da
sizin kanlı eseriniz…

madımak’ta ateşe
verdiniz canlarımızı…
karlı sokak’ta
paramparça ettiniz
uğur’umuzu…
nice aydınımızı
gözünü kırpmadan kalleşce
katleden de sizdiniz
hain pusularda,
kan uykularda…

ve siz, kimi zaman
ensar denilen şer yuvasında;
kimi zaman hain seyit rıza’nın,
terörist hikmetyar’ın kucağında;
kimi zaman da bölücüyle
kolkolaydınız o yollarda…
sizsiniz fetönün
sümüklü mendilini
hatıra diye saklayan…
ve bugün, sizsiniz
çıkarmaya yeltenen
büyük ATATÜRK’ü müfredattan…

bugün de devam ediyor
”kutlu” ihanetiniz…
büyük iblisi destekleyen,
o’nu haklı bulan da sizsiniz…
kandirmayın milleti
dört gözle bekliyorsunuz
” büyük ” siyonist israil’i…

sizi… evet sizi
çok iyi biliyoruz…
her ne kadar kıvırtsanızda,
değişik maskeler taksanız da
her şeye rağmen…
evet sizi çok iyi bekledik
biz yurtseverler, vatanseverler,
ulusalcılar, kemalistler, devrimciler…

eyyyy amerikancılar !
eyyyyy amerikan askerleri !…
ne yapsanız, neyleseniz nafile !…
mızrak çuvala sığmıyor,
ok yaydan çıktı bir kere…
mutlak kurulacak
MİLLİ HÜKÜMET…
yaşayacak ilelebet
bu CUMHURİYET!…

Yargı H.ÖZMEN