bencileyin…

kora kor olmuş sevdam…
nasıra vurmuş,
yarına dair ümitlerim…
canan bana, ben canana,
sarar durur bencileyin…

yırtıyor, mızrak misali
çığlığım kaderi…
dayanamaz bu feryada,
güle aşık bülbül…
mor menevşe
boynunu bükmüş…
çiğdem dönmez oldu
yeni doğan güne…
neyler durur bencileyin…

sayrıyor bedenim,
gayri naçar olmuş dostlar…
imbat okşasın tenimi,
fırtınalar öncesi
dingin kalmış bulut…
titrer durur bencileyin…

evinsiz başak gibi,
zindan içre umutlarım…
bir dikili ağacım yok,
iki canım,
bir canımın içiyle varım…
abdal olmuş virane gönül…
gezer durur bencileyin…

yarınlar dünün
eşiğinde almış soluğu…
karıncalar üşüşmüş
hoyrat sevdama…
tarumar olan
zamanın sonumudur
bilinmez bu an…
inim inim iniler kağnı,
hasret çeker katarı heyhat!
arar durur bencileyin…

kördüğüm olmuş
yaşanası ömür…
baykuşlar tünemiş
gönül dalıma…
ey haldan ırak
durma dağla!
kor olsun yüreğim
aşkın narınla…
sönmesin, küllenmesin
erişsin sonsuzluğa…
zaman durur bencileyin…

Yargı H.ÖZMEN

“tiktak”ın ayarı..

en sonunda
ağrı-sancı,
sıkıştırma
bizi de yokladı…
halbuki en çok
güvendiğim bir beynim,
bir de kalbim vardı…
zaman zaman
hiç şikayetimiz
sanmayın olmadı…
lakin şöyle ya da böyle
geçinip gidiyorduk
kardeşçe
yoktu bir sıkıntı…

anlamadığım, anlamakta
zorlandığım şeyse:
hakkını aradığında,
karşı durduğunda
haksızlıklara
başlıyor s.o.s vermeye,
geçiyor alarma…
bu duruma
gelince yürek,
sana da kalıyor
iki seçenek…

a) otur kıçının üzerine,
bir bardak soğuk su iç
döktüğün alın terinin,
emeğinin üstüne…

b) nasıl olsa
kaçınılmaz son belli,
alma bozulan
tik takları ciddiye…

lakin bildiğim birşey var:
bu hainlerin
sonunu görmeden
imamın kayığına binmek
yasak bize…
bırakalım bunları neyse…

kafamı taktığım
iki şey var bu günlerde…
sevgili ahmet çınar’ım,
ilkokul dörde gidecek
pazartesiye…
şevinçten sığmıyor
içim içime…
ve de acı çekiyor
bazı dostlarım
lanet hastalığın
pençesinde…

sen …
çınar’ım…
büyü, dal-budak ol
saçak sal geleceğe…
olanca gücünle,
tükenmez sevginle…
ve siz dostlarım,
sımsıkı tutunun
sevenlerinize,
sevdiklerinize…
kim olduğunuzu
gösterin birilerine…

hooop !…
kalpmisin nesin,
otur oturduğun yerde….
kalp herkeste var…
yürek ise bambaşka birşey…
boş yere dellenme…

Yargı H.ÖZMEN

bütün mesele…

ne yedin, ne içtin deseler
sabah kahvaltısında…
unutup gitmişimdir,
çayın dışında
hiç bir şey gelmez aklıma..
lakin öyle bir dönem var ki
geride kalan yaşamımda…
unutmak ne mümkün,
o günleri unutmak
ihanete eş gelir bana…

ne doğum günümden;
kızmayın bana canlarım, cananım
ne canlarımın dünyaya gelişinden;
ne de evlilik yıldönümünden
söz ediyorum sizlere..
hatta aklıma bile gelmez
ilk karatahtanın
başına geçtiğim tarih, sene…
yatıyorum, kalkıyorum
12 eylül 1980’i unutamıyorum…

o yıllarda özellikle
gençlik kalkmış ayağa…
68’in devrimci ruhuyla…
her gün yeni bir eylem,
yeni bir dalga…
ara vermeden sürüp gidiyor
bu mücadele, bu kavga…

ilan edilen kurtarılmış bölgeler;
her fraksiyonun sınır çizdiği
sokaklar, mahalleler…
yandaş değilseniz eğer,
buralara girmek yürek ister…

biz de gündüz öğretmen,
gece ise bir elde fırça,
bir elde teneke…
uşak kazan biz kepçe…
daha önce belirlenen duvarlar,
bezenir sloganlara,
rengarenk resimlere…
ne erinir ne de yerinirdik
her anı tehlike kokan
bu günlerde…
lakin anaların, babaların yürekleri
titrer durur yaprak gibi
”kara, acı bir haber alırım” diye…

asıl derdim
neler çektiğimizi
anlatmak değildir sizlere…
bize yapılan
usa patentli işkenceleri
anlatıp haksızlık etmeyelim
kolundan, bacağından,
gözünden ve de
yarinden edilen nice yiğitlere…

bir tek mesele geliyor
aklıma sadece…
”vatan mevzu bahisse” diye
haykırabilseydik
eğer o günlerde..
”üzümün çöpü,
armutun sapı” demeyip
gelebilseydik bir araya
kuvvay-ı milliyece…
düşünebilseydik,
karar verebilseydik eğer
mustafa kemal’ce…
ne o gün başarısız olurdu
verilen mücadele;
ne büyük acılar yaşanırdı
dökülürdü göz yaşları denizlerce;
ne de beceriksiz, basiretsiz
iktidarlar gelirdi hükümet etmeye…
büyük bir ayıp sayılırdı işbirlikçilik…
tarihin çöp sepetine atılırdı
sömürü, feodal gericilik…

ve lakin her şeye rağmen
ne güzel şey be
o yıllarda yaşayıp da
alnı pak, başı dik olmak…
hala o günleri,
dünmüş gibicesine
a’dan, z’ye hatırlamak,
unutmamak…

Yargı H. ÖZMEN

şiir ve sen…

şiir sevdam ise;
sevdam çoşkun bir sel…
sevdam bir sel ise;
bendim biçare bir yürek…
bendim bir yürek ise;
yüreğim bir çiçek…
yüreğim bir çiçek ise;
çiçeğim dünya…
çiçeğim dünya ise;
dünyam gelecek…
dünyam gelecek ise;
geleceğim sen…
geleceğim sen isen;
sen de bir şiir !…

Yargı H.ÖZMEN

Su gibi…

Şimdi sen “su” oldugunu düşün. Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok, tükenmez… İnaniyorum ki gerçekten de öylesin.
Ama ister çesmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak; dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın.Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın…

Unutma ; Daha çok bagirdiginda daha çok dinlenmezsin… Gürültünün parçasi olursun sadece!..

Suyun yaninda olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü ;
“Su nasilsa burada, lüzum yok ki suyu kana kana içmeye” diye
düsünürler… Aynen, sesini sürekli duyanlarin seni dinlemedikleri gibi!
Ormandaki hiç bir hayvan, irmagin gürültüler koparan yerinden su içmeye çalismadi simdiye kadar. Hepsi, hep sabahin en sakin
anini bekledi ; suyun durgun yerlerini bulabilmek için, gittiler ve sakin
sakin ihtiyaçlarini giderdiler ; Onlar için en uygun olan ve kendi
istedikleri zamanda…

Sen, hep bir su oldugunu düsün. Su gibi güzel, su gibi yararli, su gibi
vazgeçilmez…Ve su gibi hayat kaynagi oldugunu düsün. Ama su gibi yasatici ol ; Su gibi yikici, sürükleyici ve öldürücü degil!.. Sen bir su ol… Ama rahmet ol ; Afet degil ! Su isen tarlalarini basma insanlarin, yuvalarini yikma, ocaklarini söndürme; Sana “felaket” denmesin !

Su isen bir bardaga sigabil ki; Damarlara giresin!..
Su ; Yüce Tanri’ nin insanlar için yarattigi en büyük nimetlerden biri…

Ve suya benzedigini unutma ! Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydali, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez-tükenmez oldugunu da unutma.

Ayrica su gibi sakin olabilecegin gibi, su gibi de “kiyametler” koparici olabilecegini unutma…

Unutma; Senin isin rahmet olmak, afet degil !

Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayilabilecegin ; Küçük irmaklara ayirabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan,
hayat verirsin çevrene.Ve yasayabilirsin dünya dönmesine devam ettigi müddetçe…

Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen ; korkulan ve kaçilan olursun seller, afetler gibi…

Tercih elindeydi hep ve hep de “senin” ellerinde olacak…

Ya tutmayi ögreneceksin dilini ; veya hiç durmadan konustugun için, sadece bombos ve anlamsiz sesler çikartan birisi oldugunu zannettireceksin çevrendeki insanlara !

Ama yapman gereken su, degil mi; Düsüneceksin ne zaman ne
söyleyecegini.Düsüneceksin kimin dinleyip dinlemedigini, kimin anlayip anlamadigini.Düsüneceksin anlatmak istediklerinin ne
kadarini anlatabildigini…Hatta anlayanlarin anladiklarinin da senin
anlattiklarinin ne kadari oldugunu düsüneceksin…

Ve konusmak için en uygun zamani bekleyecek, en az ama en uygun kelimeleri seçmeye çalisacaksin…

Ahmak olmayan yolcularin, önceden aldiklari biletleri ceplerinde oldugu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklastiginda, vapurun kalkacagi iskelede hazir olmalari gibi, sen de fikrini bildirecegin kisinin “kiyiya yanasmasini” bekleyeceksin !..

Demeyeceksin; “Ben canim isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!..”

Demeyeceksin; “Ben aklima geleni aklima geldigi biçimde söylerim. Karsimdaki de degil duymak, degil dinlemek, anlattigimdan bile fazlasini anlamak zorunda!..”

Keske öyle olsaydi. Keske hakli olsaydin, ama maalesef degil… Agzini açip “Selaleden dökülen suyu” içmeye çalisan bir tavsan gördün mü hiç ?..Veya önüne çikan agaçlari dahi sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye ugrasan bir ceylan gördün mü ?Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasini bekler ; Beyni olan her yaratik gibi !

Hadi… Sen simdi “su oldugunu” düsün, ve kendini “su gibi” hisset… Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararli… Su gibi hayat kaynagi ve su gibi bitmez-tükenmez oldugunu hatirla…

Ama yine su gibi “bir küçük bardagin içine” sigdir ki kendini ; Girebilmeyi ögren insanlarin damarlarina.Hayat ver…

Vazgeçilmez ol !!..

Füsun Aydoğan’dan alıntıdır…

o bir ”genel” verici (!)…

” etme eyleme hocam” dedim,
elini ayağını öptüm,
orana burana yüzümü sürdüm…
”kulun kurbanın olayım” dedim…
şimdi söyle bana:
”ne istedin de vermedim…”

en gaymaklı ihaleler,
sofrana, altın tepsilerde sunuldu…
işaret ettiğin insancıklar,
mebus yapılıp, meclise sokuldu…
sadece bir isteğim vardı,
o da ” g.t kıllığı”…
hele bi deyiver bana.
”ne istedin de vermedim…”

oy pkk, pkk !..
”(s)açılım, çözü(lü)m” dedik,
geldik son aşamaya…
nankörlük yapma apo kanka…
bir arzun kaldı,
”eş başkan” olma,
sıra şimdi onda…
rica ederim söyle bana,
”ne istedin de vermedik…”

her ne kadar ”van minut”
desem de sana,
biliyorsun hikaye olduğunu,
çaktırma dünyaya…
yine ayarlayın bana,
haçlısından bir madalya …
hele bir söyleyin bana:
”ne istediniz de vermedim…”

sen ki ”prisıdınt obama”,
benim velinimetimsin…
istemem başka ”stratejik ortak”
sen benim her şeyimsin…
bakma bazen esip gürlediğime,
sen beni benden iyi bilirsin…
lütfen bana söyler misin?
”ne istedin de vermedim…”

ne eziyetler çekiyorum,
”imtiyazlı ortağınız olayım” diye…
zinhar şikayetçi değilim,
bağlasanız da beni,
kapının eşiğine…
yeter ki çizmeyin üzerimi,
iliştiriverin beni bir kıyıya, köşeye…
bana bir söyleyin hele,
”ne istediniz de vermedim…”

benin canım ciğerimsiniz
ışid, el nusra, pkk/pyd, münafık kardeşler..i
dinlemeyin onu bunu
bakmayın sağa sola sizler…
silahsa silah, topsa top
bir haber uçurun, yeter…
lütfen söyleyin beyler,
”ne istediniz de vermedim…”

bil cümle vatansız solculardan,
”yetmez ama evetçi”, liboşlardan
allah razı olsun…
bölücü, yalaka, yağcı
sağ olsun, var olsun…
suudi kralı, katar şeyhi, kuveyt emiri,
tayyib size kul olsun…
her bir kelamınız
kulacığıma küpe olsun…
hele bir söyleyin şimdi,
”ne istediniz de vermedim…”

evet anladık !…
ona verdin, buna verdin;
milletime zulm’ettin, acı verdin !..
sıfırladın yeşilleri,
çaldın çırptın iç ettin…
bu güne kadar,
”köpeksiz köyde, değneksiz gezdin…”
ey millet !…
hesap sormak için,
toplanın vatan’da, atatürk’de birleşin !…
devrimciler, yurtseverler
vatan partisi’ne gelin !…

Yargı H.ÖZMEN

güleriz ağlanacak halimize…

gelin sevgili dostlar,
biraz da gülelim, ağlanacak halimize…
öylesine çok ki verilecek örnek,
sürüsüne bereket…
acaba sadece akp mi, tayyib mi
bu işlerin sorumlusu ?
okumaya çalışırken,
bir yandan da düşünelim doğrusu ?…

işe ”ak” dan girelim,
akp’ ye oy vermiş vatandaşa kulak verelim…
– bu partinin adı ”ak” sa, niçin ”kara” diyelim…
işte bu !…
– canım adamların işi
sabah akşam yol yapmak,
eeeee haklarıdır azıcık da yolmak (!)…
dememiş mi büyüklerimiz
”bal tutan, parmağını yalar ” diye…
o zaman bunlara kızmak niye ?…

hani bir zamanlar
” çankaya’nın şişmanı, işçi düşmanı” idi…
malum isim babası emekçilerdi…
anımsıyanınız var mı ne demişti ?…
”benim memurum bilir işini…”
o gün, bu gündür
”hediye” oldu, rüşvetin diğer ismi…
böylece bürokrata, bakana
”hırsız, dolandırıcı” demek
yazık değil mi?…

”bana dokunmayan yılan,
bin yaşasın ” dedik…
ne vakit derde düştü başımız,
yanımızda kimseleri göremedik…
hani alman rahibin hesabı…
”o alındı, bu alındı,
sıra bana geldiğinde kimse oralı olmadı…”

”her koyun kendi bacağından asılır” dediler…
çakallar daldı sürüye,
ak koyun, kara koyun demeden
afiyetle yediler…
al işte bir tane daha…
”yere düşene, eğilip bakma,
bir tekmede sen vur kıçına…”
böyle yapa yapa sırtımız
nasırlaştı ya…

sakın aziz nesin’i
yanlış anlamayın dostlar…
o’ nun kisi serzeniş,
bilirim bu milleti en iyi o anlar…
bakmayın oğlu ali’nin dediğine…
o’nun başına tuğla düşmüş herhalde…

”ayağını yorgana göre uzat” derler bize…
onların yorganları olmuş koca bir deniz,
yüz metrecik gemicikleri,
para basar denizde…
kundura kutuları kasa…
yatak odasında milyonlar,
sıfırla bilal sıfırla…
o’nun da kafası basmaz ya…

dedik ya…
daha bir sürü örnek vermek
mümkün bu hususta…
gel gelelim ”aklın yolu birdir”
ne de olsa…
tabii esas olan devrim yapmakta…
lakin yıkıp da barajı,
vatan’ı meclise sokmak
ne de güzel olur ama…
bin selam olsun atam’a !…
bir oyum var o da vatan’a !…

Yargı H.ÖZMEN

…….. yeter ki kutuplaşma olmasın (!)…

kumpasa düşüp,
illet hastalığın pençesinde
kıvranıyor nice komutan…
onuruna yediremeyip,
sıkarken kafasına tatar ali’m,
pis pis sırıttılar utanmadan…
bölücüye terk ettiler
bir köşesini anadolu’mun
feryatlara aldırmadan…

“boş ver bunları canım”
yeter ki kutuplaşma olmasın (!)…

kravatlı hain,
” sıra geldi, apo’nun
heykelini dikmeye” diyor…
bir diğeri ”ya çekip gidin,
ya da keleşi size çevirmesini
biliriz” buyuruyor (!)..
”biji serok apo” naraları
pervasızca atılıyor…

“olsun canım”
yeter ki kutuplaşma olmasın (!)…

” tam bağımsız türkiye” diyenler,
mapusta, sokakta
zulüm, işkence çekerken…
#direngezi‘de, fabrikada
genci, emekçisi
birer birer katledilirken…
yüzlerce madencimin,
yedi kat yerin dibinde
yaşamları kararırken…

“bunlar işin fıtratında var”
yeter ki kutuplaşma olmasın (!)…

kadınım, kızım, çocuğum;
töreye, tabuya,
ahlaksız bağnazlığa
kurban ediliyor…
iş birlikçi, hainin
zulmünden
güzelim vatanım
inim inim inliyor…
ak-it’ ler, yobazlar:
” çocuk yaşta evlenme
mübahtır” diyor…

“takma kafana”
yeter ki kutuplaşma olmasın (!)…

yurdum insanını,
”türk-kürt, alevi-sünni,
sağcı-solcu”
diyerek böldüler…
ellerinden kazma, küreği,
menevşeyi alıp,
bomba, silah verdiler…
cumhuriyetin kurumlarını,
”ham hum şaralop” edip,
ham ettiler, yok ettiler…

“olur böyle şeyler”
yeter ki kutuplaşma olmasın (!)…

”yol yapıyoruz ” dendi,
yolsuzluk boylarını aştı…
yatak odası,
kundura kutuları
dolar- avro doldu, taştı…
yurdum insanının
nutku tutuldu,
aklı, feleği şaştı…

“ne yapalım, kader”
yeter ki kutuplaşma olmasın (!)…

yazıldı senaryolar,
işbirlikçilere
görev emri verildi…
”türkiye’yi böl, parçala;
büyük israil’i kur” dendi…
emperyalin piyonları,
orta-doğu’yu
cehenneme çevirdi…

“kalan sağlar bizimdir”
yeter ki kutuplaşma olmasın (!)…

vatansız solcu,
bölücü, liberal
hepsi bir yerde…
işin şakası yok,
devşir aklın başa,
oyalanma seçimle…
yurtseveri, devrimcisi,
ulusalcısı, halkçısı
toplanın kuvay-ı milliyede…

“böyle gelmiş, böyle gitmez”
haydin ”vatan cephesi” ne !…

Yargı H.ÖZMEN

vırak vırak; ciyak ciyak !…

vırrak vırrak vırrak !…
ne de güzel yüzüyorum…
vırrak vırrak vırrak !…
ne de hoş yaşıyorum…

ılıcacık su,
hava berrak,
sıcacık güneş…
ara sıra nahoş olaylar
olsa da çevremde;
başıma kimi zaman
kötü şeyler gelse de,
benim keyfimi
bozamaz hiç kimse !…
na’palım kaderimiz
bu der geçeriz…
öyle değil mi reyyis?…

vırak vıraak vıraaak !…
o da ne ? ağır ağır
ısınıyor sanki su !…
olsun canım
sıcaktan zarar gelmez,
”yananı yaradan(!)
görür” diyorlar…
gerçi iyiden iyiye
terlemeye de başladı
sırtım, kollar ve bacaklar…

vıraak vıraaak vıraaaak !…
acaba kaç oldu saat?…
öfff çok da bunaldım…
sıcaklık bayağı da arttı,
bütün vücudum kızardı,
haşlanmaya başladım…

vıraaaak vıraaaaak vıraaaaaak !…
ne olur çıkarın beni
bu kaynayan kazandan çabucak!…
keşke ısınmaya başladığında
kaçsaydım buradan ufak ufak!…
şimdi çok istiyorum ama
bu kaynar sudan
ne mümkün kurtulmak ?…

başımda ak – it diye bir zebani;
ateş sanki cehennem ateşi…
fokur fokur kaynamaya
başladı kazaların hepsi…
sanırım vıraklama zamanı gitti;
ciyaklama zamanı geldi…
ciyak ciyaaak ciyaaaaak !…

işte böyle sevgili dostlar,
sevgili canlar !…
kurbağamız bunun bir
tuzak olduğunu
anlasaydı vakit geç olmadan…
haksızlığa baş kaldırıp,
teröre, bölücülüğe
karşı çıksaydı
ona buna aldırmadan…
mutlu, huzurlu yaşardı,
olmazdı canından…

en az benim kadar
siz de bilirsiniz dostlar…
ağzımıza bir parmak
bal çalarlar;
sonra arkamızdan
kuyumuzu kazıp,
fatiha okurlar…
”bana dokunmayan yılan
bin yaşasın ” dersek
umarsızca,kaygusuzca…
hiç bir kimse
bulamayız sağımızda solumuzda,
ihtiyacımız olduğunda…
ya aheste aheste yüzerken
birden bire karnımız
sırtımız yere, göğe gelir
çırpına çırpına
haşlanırız kaynar kazanda…
ya da birbirimize düşman
ve de tutsak olarak
onursuzca yaşarız
güzel vatanımızda…

Yargı H. ÖZMEN

Temel’e dair…

Temel yere bir daire çizip bu dairenin içinde horon tepmeye baslamis. Niçin?
Kendi çapinda eglenmek için.

Temel sigarasini bir metre uzunlugundaki agizliga takip içiyormus.Niçin?
Doktoru sigaradan uzak durmasini söyledigi için.

Temel her gece yatmadan önce ayaklarina böcek ilaci sikiyormus. Niçin?
Ayaklarinda karincalanma oldugu için.

Temel esinin yas gününde ne almis?
Kurulanmasi için bir havlu.

Temel hamile karisinin çok su içmesine izin vermiyormus. Niçin?
Bebek yüzme bilmiyordur diye…

Temel her yemekten sonra cebine bir kasik koyuyormus.Niçin?
Doktoru yemeklerden sonra bir kasik almasini söyledigi için…..

Temel hasmina tehdit mektuplari yazarken eldiven giymis. Neden?
El yazisi taninmasin diye.

Milyarder Temel’in çocuklari, derslerini villalarinin bahçesinde yapiyorlarmis.Niçin?
Temel’e “zengin adamsin, çocuklarini disarida okut” dedikleri için

Temel dolmakalemiyle mektup yazarken birden çok hizli yazmaya baslamis Neden?
Dolma kalemin mürekkebi bitmek üzereymis.

Temel doktorunun muayenehanesine kocaman bir fiçi ile gitmis. Niçin?
Doktoru alti ay sonra idrarinla birlikte gel demis.

Temel saçini islatmadan sampuanliyormus. Niçin?
Sampuanin etiketinde “kuru saçlar içindir” diye yazdigi için.

Atletizim sampiyonasina katilan Temel, doping yapmasina ragmen sonuncu olmus Neden?
Doping yaptigi anlasilmasin diye.

Temel yeni satin aldigi arabasini kullanirken kahkahalarla gülüyormus.Niçin?
Dostlari güle güle kullan demis.

Temel yeni aldigi ayakkabisini bir hafta giymemis Neden?
Satici bir hafta kadar ayaginizi sikabilir dedigi için.

Temel araba kullanirken sik sik cebinden küçük bir kagit cikarip okuduktan sonra tekrar cebine koyuyormus. Ne mi yaziyormus bu kagitta?
Gaz pedali sagda, fren solda…