ÜRETİM YILINA, ÇÖZÜM YILINA MERHABA !…

acısıyla, tatlısıyla;
ekşisiyle, turşusuyla
en berbadı da işbirlikçiler,
dengesiz, densiz politikacılar
varken iktidarda,
kaç- ak saray’da,
geçti gitti güzelim
bir yılımız daha…
gene de inadına
merhaba dostlara, canlara…
merhaba çözüm yılına merhaba !…

hatalara düşüldü,
yanlışlar yapıldı ama
öncüler, yurtseverler
işin farkında…
fazlada gerek yok
geçmişte olanları
bir bir saymaya…
sadece iki meseleyi belirtmek
yeter de artar da…

bir…
kahrolası bir kumpas
kuruldu vatanımıza…
abd, İsrail suudi hainleri
aldı yanlarına…
kezzap zerrab piyonu
başladı ötmeye,
başladı şantaja…
iki…
bizi yönetenler
yalan- dolanla kol kola,
hepsi zevk-ü safa da…
milletin dini, imanı gevriyor,
iktidarı, muhalefeti
kayıkçı kavgasında…
elini verirsen bunlara
kurtaramazsın kolunu
ömrü billah bir daha…
yandı gitti gülüm keten helva…

tamam da, ne yapmalı
kurtarmak için cumhuriyeti…
uygulamak için yeniden
atatürk devrimleri’ni…
işte hala çalışıyor durmaksızın
hasan yalçın saati…

ilk hedef bir araya getirmek
yurtseverleri, öncüleri…
bunun için hazırlandı,
yola çıktı nuh’un gemisi…
istikamet vatanı
bütünleştirme görevi…
ayırmadan sağcı-solcu,
siyah-beyaz, uzun-kısa…
yürürken düzülecek kervan
bu uzun lakin kutlu yolda…
ellerde al bayrak, yüreklerde kavga…

hep birlikte, gönül gönüle,
bir yürüyüş eyleyeceğiz güneşe…
güneşi zaptetmeye…
bakmadan armudun sapına,
üzümün çöpüne,
dönüp bakmadan geriye…

elbet düşecek öncüler,
kırılacak fidanlar
bu haklı savaşta…
lakin sorun ” tam bağımsızlık”sa…
anam avradım olsun
gıkım çıkarsa bu uğurda…
bizler mustafa kemal’in ordusuyuz…
parolamız vatan, işareti emek, namus…

Yargı H.ÖZMEN

ah canım kardeşim !…

ah canım kardeşim !…

bu çektiğimiz nedir
şu bizi yönetenlerden,
”yöneticiyim” diyenlerden ?…
arada bir üç, beş ay
çıkarız yoğun bakımdan,
sonra başlar zulüm, işkence
ha babam, de babam,
başlarız suni teneffüse…

sabah- akşam ecdadımız, atalarımız
der dururlar, bağırır, çağırırlar…
fakat ne saygı duyar, ne de örnek alırlar…
sonra her b.ku iki paraya yer,
insanlık, delikanlılık taslarlar…

işiniz gücünüz hamasi nutuk,
gaz alıp, gaz vermek belli ki…
bizim niyazi yoldaşın dediği gibi;
sizin için:
”komonos rusya güvenilmez…
iran zaten rakip, hiç denk durmaz…
suriye’den azılı, terörist olmaz…
ırak desen çapsız, esamesi okunmaz…”
ve ardından ”padişahım sen çok yaşa !.”

ve lakin abd veliinimetiniz:
sam amca haminiz;
israil en önemli ticari partneriniz…
suudi kral, müttefikiniz;
sudan celladı ömer el beşir piriniz…
”gudubet” hikmetyar önderiniz…
kezzap zarrab altın madeniniz…
daha musibet kimler var kim bilir?..
bunlar bizim bildiğimiz…

ancak hakkınızı da teslim etmeli zira..
arasıra düşüyür o nato mermer,
nato tahta kafanıza bir tuğla…
yerine geliyor akort,
başlıyorsunuz ona buna sövüp, saymaya…
da birilerine sahte mahte
bağırıp çığırırken heyt hüyt diye…
vatandaşa ölümü gösterip,
sıtmaya razı ediyorsunuz güzelce…

bizim atalarımız;
”ev alma, komşu al” demiş…
”kendin toksan, komşun aç yatmasın” demiş…
demiş de, görme engelli dostlarım
bağışlasın, imtina ederim…
”körle yatan, şaşı kalkar” da demiş…
fakat, ona buna minnet etmemiş…
namerde eyvallah etmeyip,
el, etek öpüp: el aman dilememiş…
bunları ölümden beter bellemiş…
ne kimsenin tavuğuna kışt demiş,
ne de nankörlük edip, sırtından hançerlemişl…
halbuki ne pembe vaatler verilmiş,
ne güzel mi güzel sözler edilmiş…
mandalar, himayeler, gırla gitmiş…

pekala ya sen ne yapıyorsun ?…
abd istedi diye dost uçağı düşürüyor
vatanını savunana ”terörist” diyorsun…
abd şantajından korkuna,
bir gecede uydurma yasalar çıkarıyor
hakkı, hukuku sinkaf ediyorsun…
tabii böyle olunca da kaç- ak sarayda
kan-ter içinde kabuslar görüyorsun..
yüce divan dendi mi tir tir titriyorsun…

erkin erk’in dediğince,
aldı ortalığı, man. süleyman,
kur’an, müslüman, adalet lafları…
bu arada yurdum insanının midesi
ufaldı da ufaldı, sırtına yapıştı…
asgari ücretın epeyi altına indi,
ölmeden sürünme katsayısı…
emelçim, emeklim, çalışanım
enflasyon karşısında apıştı kaldı…
kerimeler, veletler vakıf ayaklarına,
deveyi hamuduyla yuttu, tıkındı…
badem bıyıklı yaratıklar,
nice geleceği kararttı…

milletin a………a söven
iş ortakları, pardon adamları,
ballı ihaleleri bedavaya cukkaladı…
eli palalı ak-itler, tosuncuklar
iyice azıttı, gemi azıya aldı..
sözüm ona din adamları, yobaz prof.lar,
yağdanlıklar, g.t kılları şovlara başladı…
bunlar olurken bırak heyt hüyt demeyi,
gıkınız bile çıkmıyor, çıkmadı…

ahh ! benim canım kardeşim !…
suçun çoğu bizde be
koca nazım’ın dediğince…
bazı akrep olduk soktuk kendimizi,
bazı üç maymunları oynadık, ruh gibi…
çok basit yapmamız gereken halbuki…
vazgeçmeden vatan-namus-emekten…
bırakıp armudun sapını, üzümün çöpünü…
mustafa kemal’ce asi olup haksızlığa, zulme.
gayrı kurmalıyız milli hükümeti…

Yargı H.ÖZMEN

yavaş yavaş ölürler…

Yavaş yavaş ölürler

Seyahat etmeyenler.

Yavaş yavaş ölürler

Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,

Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler

Alışkanlıklarına esir olanlar,

Her gün aynı yolları yürüyenler,

Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,

Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile

girmeyenler,

Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler

Heyecanlardan kaçınanlar,

Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı

görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler

Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,

Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,

Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar

Neruda..

taksim anıtı’ndan, Ankara’ya…

taksim anıtı’ndan, ankara’ya…

ne silah vardı, ne mühimmat, na para…
çok zor durumdaydık
istiklal savaşımızda…
vatan toprakları işgal ediliyordu
karış karış bir biri ardı sıra…
tek dişi kalmış canavarlar
güneyde, kuzeyde, batıda…
ingilizin, çarın himayesinde ki
ermeni çeteler, kürt teali cemiyeti
doğuda, güney-doğuda…
kanlı dişleriyle saldırıyorlardı
bağımsızlık ordusuna, vatana…

her gün yeni bir cephe açılıyordu
vatanımızın dört bir yanında…
işte tam da bu sıralarda
bir dost eli uzandı
kurtuluş savaşımıza…
değişiverdi dengeler bir anda…
kuvvay-ı milliye ruhu,
bolşevik iradesiyle
etle tırnak olduğunda…

adı aralov, kasketi başında…
mustafa kemal nerede,
o’ da hazır ve nazır yanı başında…
ve de cumhuriyet kuruldunda
o’da yerini aldı atamızın yanında
taksim meydanı’nda, atatürk anıtı’nda…

lakin o gün bu gündür
ara vermeden emperyaller
bozdular dostluğumuzu
çeşitli ayın oyunlarla…
başarılı da oldular,
nitekim iki ülke yer aldı
ayrı kamplarda…
süper nato, gladyo
hala da çırpınıyor
gelmesinler diye bir araya…

bu gün yaşananlar
buna en iyi örnektir aslında…
rusya ile dostluğun yükseldiği bir sırada
hain bir kurşun sıkıldı
büyük elçi karlov’a…
karlov şehit düştü
dost vatan kucağında…

sam amca’nın emri ile
atlantik ötesinin katili
acımasızca kurşun sıktı bu dostluğa…
ne yapsanız ne etseniz de
başaramayacaksınız
bu dostluğu bozmaya…
memedimi, polisimi, vatandaşımı
pare pare etseniz de
hain bombalarla, mayınlarla…
dostlarımızı, vatanseverleri
cansız düşürseniz de
alçak pusularla toprağa…
bir bir yazılıyor
kara kaplı deftere suçlarınız…
isteseniz de, istemeseniz de
kabul etseniz de, etmeseniz de
cumhuriyetimizi ilelebet yaşatacağız…

Yargı H.ÖZMEN

kuşlar..ve o allı morlu, uzun kısa gagalı yorgun lakin umudu göğe eren kuşlar, dala çıka ilerlerken sonsuzluğun bilinmeyen ufkuna doğru, yine düzene aykırı türküler söylüyordu her daim dik duran kıvırcık saçlı adam..

ve o allı morlu,
uzun kısa gagalı
yorgun lakin umudu
göğe eren kuşlar,
dala çıka ilerlerken sonsuzluğun
bilinmeyen ufkuna doğru,
yine düzene aykırı
türküler söylüyordu
her daim dik duran
kıvırcık saçlı adam..

bir ”düşük profil” hikayesi…

 14 yıl önce,
çıkardılar ”milli görüş” göyneklerini,
geçirdiler sırtlarına,
usa damgalı amerikan bezini…
düştüler yola…

kiminin nasırlıydı
kiminin kanlıydı elleri…
kiminin karnı tok, sırtı pek;
kiminin gurul gurul ötüyordu midesi…

yıllar yılları kovalar,
sermaye olur (!),
düğünde takılan çeyrek altınlar…
”yallah ya kulum !”
denilmiş ki birilerine,
tiz zamanda eşekten inip,
bindiler mersedese…
abayı attılar yalıya, köşke…

12 eylül de saçılan ihanet tohumları,
derin uykudayken mışıl mışıl
yurdum insanı;
saçak saldı, boy verdi,
işte o gün, bu gündür sürüyor
” düşüklerin ” lale devri…

ve şimdi geldi, çattı
2016 mayısı…
zuhur etti tüm şiddetiyle
orada burada ”düşmüşlerin”
amansız savaşı…
elde kağıt kalem yazılmaya başladı,
”yolda, belde düşenlerin”
”gizli, saklı düşüklerin”
derken orasını burasını
üşütenlerin adı, sanı…
tahminim ya bakan berat,
ya da kumarcı babası,
bugünün binali bey’i,
yarının ”in” ali bey’i profillerin en şanslısı. ..

ışık hızıyla badem bıyıklar bırakıldı;
kaç- ak saray kapısında
sabah akşam nöbetler başladı…
g.t kılları tabii ki daha şanslı…
hepsinin hayali,
bir sabah ezanı vakti,
beştepe’ye çağrılmak,
ustaya biat edip,
şükür namazına durmak…
”küçük tayyib” olarak
”boş” bakanlık yapmak…

sanırım profilleri sorun olmaz…
”düşüklük” ayarları denktir,
sıkıntı çıkarmaz…
ya uzun çöpü çeken erer muradına,
ya da aynaya baktığında
uzunu gören çıkar çankaya’ya…

bize kıssadan hisse sevgili canlar !…
eğer gelmezse hala akıllar başa,
yazık olur güzelim vatana,
param parça edilir,
yem olur ”düşük ” adamlara…

Yargı H.ÖZMEN

mevlüde irem’in günahı (!)…

eyyy aklı gıt, ihaneti sürüsüne bereket akiller !…
eyyy karanlığın bekçisi,
sırça saraylarda gününü gün eden,
kalemleri satılık, beyinleri kiralık aydıncıklar !…
eyyy insanlığın yüz karası,
sözüm ona ak(l)ademisyenler !…
 
duydunuz mu mevlüde irem’in çığlığını ?…
gördünüz mü sonsuzluğa uğurlanan
küçük bedeninin konulduğu;
serçeye nazire yüreğinin,
güleç yüzünün sığdırılamadığı
lakin çivisini karanlık ellerinizin çaktığı
el kadar tabutu ?…
ve de yaşadınız mı
minik tabuta tıka basa doldurduğunuz acıyı ?…
ve anladınız mı nasıl olurmuş
acının tabuttan büyük olması ?…
 
ay-yıldız bile çaresiz kaldı
sarıp sarmalayamadı o küçük bedeni…
kapatmayın, açın !
bakan lakin görmeyen gözünüzü !…
çevirmeyin yana bir kerede olsa
”dik durmak” nedir bilmeyen başınızı !…
hadi durmayın çakın o şatafatlı imzanızı;
basın bakalım mührünüzü
cesaretiniz varsa;
mevlüde irem’in oyuncak sanıp girdiği,
ve lakin çıkamasın diye
üzerinden yirmilik yonan enserisi ile
çivilediğiniz tabuta…
işte hendeğin karşı tarafından
böyle görünüyor dünya…
 
eyyy aydıncıklar !…
eyyy ak(l)ademisyenler !…
çekin pis ellerinizi
al bayrağın üzerinden !…
kalmışsa tırnak kadar da olsa insanlığınız
nokta koyun ihanete yüz sürmüş
sözlerinize, eylemlerinize !…
son verin yüz kızartacak
onursuz geleceğinize !…
 
Yargı H.ÖZMEN

olmadı putin olmadı (!)…

oy putin, putin !…
ne işin var suriye’de,
sen niye geldin ?…
senin yaptığın da iş mi?
tekere çomak soktun
karıştırdın güzelim işi,
öyle değil mi ?…

ne güzel ”al gülüm,
ver gülüm” diyerek
suriye parçalanıyordu !..
bölücüler, emperyaller
nerdeyse başarıyordu…
savaş lobileri el avuç
ovuşturmaya başladı…
tayyib, deywitoğlu
ne yapacağını şaşırdı…
”van minut putin ” diyecek,
karşısında sibirya ayısı (!)..

yine de;
– ”senin bizle sınırın var mı ki?
ne işin var suriye’de ?”
demiş kasımpaşalı…
malum en uzun sınırımız
amerika’yla (!) bak bunda haklı…
yukarı tükürse badem bıyık,
aşağı tükürse kirli sakalı…
en iyisi bilal oğlan’ın ardından
yurt dışına kaçmalı…

bunlar olup biterken
muhalefet sadece seyirci…
be kardeşim,
bir de siz savunun bakalım suriye’yi…
yedi ülke, yedi deniz,
kurun ”batı asya birliği”ni…
bu savaş vatan savaşı,
destekleyin mehmetçiği…

bütün bunlar olurken
içim de acımıyor değil be sevgili canlar…
ne de olsa sıfatında
”türkiye cumhuriyeti cumhurbaşkanı” yazar…
”kendi köyünün tavuğu,
yabanın kazından iyidir”
derler ya dostlar ‘…
o’nu dışarıya karşı savunmak istiyorum,
lakin, kalbinde her türlü melanet var…

”korkma” diye başlar,
istiklal savaşımız…
kurtuluş yok,
yıkılacak saltanatınız…
bir birinize yamuk, paralel diyerek
paçayı yırtamazsınız…
hepiniz kayda geçtiniz,
bu taşın altında kalacaksınız…

Yargı H.ÖZMEN

nankör baba…

”anadır, babadır” dedik,
başa taç ettik !..
”eniştedir” dedik,
namusumuza bekçi eyleyip,
bağrımıza bastık !..
gün geldi, oraya buraya ok atıp;
vakıfçılık yaptık !…
bunlar da yetmedi;
hararlar dolusu
doları, avroyu buharlaştırdık !…

şimdi söyle nankör baba !…
bu ok, pardon kazık bana,
öz be öz oğluna atılır mı?
hiç babalar, oğluna bunu yapar mı ?
hatırlar mısın beni nasıl severdin ?…
”eyyy benim bilal oğlum,
kel oğlum, keleş oğlum” derdin…
giymeyip giydirir;
yemeyip, yedirir;
içmeyip içirirdin…

meğerse pis bir numaraymış,
italya’ya postalamak beni…
ah be babacığım,
nereden bileydim senin niyetini…

tabii bu arada,
hiç çaktırmadın manzarayı,
ilk on birden kestin ablacığımı…
deli divane oldu kızcaz,
sabah akşam döküyor gözyaşını…

ya sen ”köşem” sultan ana !…
ne de çok güvenmiştim halbuki sana…
nasıl izin verdin ”usta” kocanın,
bana nankörlük yapmasına ?..
güvendiğim dağlara
”kınalar” yağdırdın sonunda…

eyyyyy !
ah uleyn uzun adam !…
ah uleyn kaç-ak saray sultanı,
tayyib el hep yutan !…
açtırma kutuyu, söyletme kötüyü !…
eyyyyy nankör baba !…
söyle ”boş bakan deywit oğlu’na”
tiz elden ayarlasın
bir bakanlık da oğlun bilal’a !…
damattan, yalakalardan
daha çok hakkı kırmızı plaka !…
adı da ” bilim ve teknoloji,
adab-ı muaşeret bakanlığı” olsun haa !…

Yargı H.ÖZMEN

güle güle pos bıyıklı, güldüren adam güle güle…

 aydını, sanatçıyı kaybetmek
baharın müjdecisi kelebekleri yitirmek;
soğuk kış aylarında,
arada bir de olsa ortalığı ışıtan,
ısıtan güneşin batması gibi bir şey be…
hep olacak o kadar derdin !…
bıkmadın, usanmadın,
her dönemde ”kral çıplak” dedin !..
inadına barış, inadına atatürk,
inadına cumhuriyet dedin !..

kendine sanatçıyım diyenler,
kuyruğunu kıstırıp,
arz-ı endam ederlerken
orada burada, eteklerin altında;
sen hep
kemal’in askerleri’nin
yanında, yanı başında;
milletinle omuz omuza;
sevenlerinin yüreğinde, sofrasındaydın…
olanca gücünle karşı durdun
haksızlıklara, tertiplere, kumpaslara…

en çok sevdiğin
işini bile çok gördüler sana…
soytarılık yapıp,
götürürken birileri
hamuduyla deveyi,
senin ekmek parana bile
göz dikti o birisi…
sanki onlar vermiş gibi
”devlet sanatçısı” payesini,
utanmadan aldılar geri…

ve sen pos bıyıklı,
gözleri gülen,
güldüren adam…
mustafa kemalce zul görüp
malı maşatı, serveti,
vatana bağışladın evini…
arkana hiç dönüp bakmadın…
hep gelecek güzel günlerin
hesabını yaptın…

dik duruşun başka adıydı
senin adın: ”levent kırca”…
o lanet hastalığın pençesindeyken bile
ne eğildin, ne eyvallah ettin
kahbe feleğe, alın yazına…
ne darıldın, ne de kahrettin
yaşadığın acı dolu günlere…
hele bir gün olsun
beddua etmedin milletine…

sen hizaya geçire koy
öte tarafı yine de…
selam söyle bizden şehitlere…
lakin bu ölüm
bir başka acı geldi ustam bize be !…

oysa taşlanacak, haşlanacak
ne insancıklar vardı dünyada…
ben bunu bilir,
bunu söylerim…
aydın olan sensin,
sanatçı olan sensin,
adam gibi adam olan,
yine sensin…
beyinlere, vatan için çarpan yüreklere
kazınacak son sözlerin…

” dik durun,
adil olun,
sabırlı olun…
daha iyi bir dünyada
görüşmek dileğiyle…
atatürk’le kalın,
cumhuriyetle kalın,
hoşça kalın !..”

güle güle pos bıyıklı,
gözleri gülen,
aydınlık ışığı sönmeyen,
sonsuzluğa yürüyen,
günümüzün nasrettin’i,
koca yürekli,
mustafa kemal’in askeri
güldüren adam güle güle !…

Yargı H.ÖZMEN