yitiremezsiniz,umudumuzu,sevgimizi…

neden? diye soruyor
dostlar, arkadaşlar…
ve dahi riyakarlar,
sahtekarlar…
hemen verelim cevabı,
bekletmeyelim bu
pek muhterem zevatı…

bakın hanımlar, beyler!
yarım asır önce verildi bize,
müjdeli haber…
” elli yıl” evet “elli yıl
bekleyin ” dediler…
alanlarda, sokaklarda;
fabrikada, tarlada
faşizme karşı
göğüs gerenler…
darağacında
sonsuzluğa erenler…

ne de güzel olurdu değil mi
akşamdan sabaha
kurtuluşa ermek?…
kara çarşafla, türbanla,
fesle gezip, tozarken
günün sonunda güzelim
hürriyet elbiseleriyle gezinmek…
ne hoş olurdu değil mi
oy yüzdeleri 1, 3, 10 derken,
en az elliye yükseltmek?…

o, bugün
karanlığı, aydınlığa
galebe çalanlar!…
korkuyu cesarete yeğleyip,
korkakça davrananlar!…
yazlıkta keyif çatıp,
günü birlik oyuyla,
iktıdarı yıkmaya çalışanlar!…
hele bir deyiverin bana:
hiç mi vicdanınız sızlamaz,
yapılan haksızlıklara ?..
erdemli olmak
böyle’molur sizce?
ağız dolusu
kara çalma, iftira…
olmadı iki resim,
çiçek, böcek
her daim cebinizde
her an beyninizde hazır kıta…

siz hiç utanıp,
sıkıldınız mı
yavuklunuzla
yalnız kalmaya?..
ve de
cananınızın ellerini
karanlıkta bile olsa
titreyerek tutmaya ?…
siz hiç çekindiniz mi
filtreli cigara alıp,
cebinize koymaya?…

işte bizim
en büyük korkumuz
” burjuva”
yaftası yemekti
o gençlik yıllarımızda…
yeni yeni terlerken
bıyıklarımız;
allıkla tanışmaya
cesaret edemezken
genç kızlarımız….
tereddütsüz düştük
”tam bağımsızlık”
idealinin
taşlı, dikenli
yollarına…

hikaye okumayın,
masal anlatmayın bana…
umudu yitirmeyi,
korkuyu salık vermeyin,
çaresizliği
mehel görmeyin
yurdum insanına…
bizim yüreğimiz,
bandırma vapurunca
çarpıyor ”vatan vatan”
diyerek hala !…

anadolu bozkılarınca
umudumuz var,
bitip tükenmeyen…
bizim sevgimiz var
tüm evreni kucaklayan,
aşkla besleyen…
ve de bizim insanımız var,
hala başı dik, dipdiri,
maldan, maşattan,
adam oğlu adamdan,
hemi de haldan anlayan,
çareyi adam akıllı bilen…

Yargı H. ÖZMEN

mehmetçiğin ruhu…

mehmetcik ruhu !…

bir paralı ordu düşünün…
verirsen maaşını, gidecek savaşa…
ya bir de veremezsen,
yandı gülüm keten helva…
geçmişe dönüp baktığımda,
bir oğuz kağan’ı, bir mustafa kemal’i,
bir de che’ yi bilirim mücadele dünyasında…
o nasıl bir ruhtur, azimdir,
fedayiliktir ? zarardır akıllara…
mesele yurt, vatan olunca
ne altın hesabı yaptılar, ne can,
ne mal- mülk, ne de para…

işte bizim harbiyeli
gençlerimiz de böyledir…
ikisinde koşturur,
üçünde ata biner,
peşrev çeker, silah kuşanır…
fitne, fesat sokulmazsa aralarına,
onlara düşman mı dayanır!…
yazık etmeyin bunca verilen emeğe,
bu vatana, bu çocuklara, ne olur !…

hiç bir kaç çürük elma,
ayrık yüzünden,
bir sepet sebze, meyve
çöpe atılır, tarla yakılır mı?…
ab’nin, abd’nin, hainin, bölücünün
ekmeğine yağ çalınır mı?…
bu ateşe odun atıp,
körüğünü çeken sensin!
”allahım beni affet” deyip
işin içinden çıkılır mı?…

her 30 ağustos gelende,
titrer ana yüreği, baba yüreği titreşir…
düğün, dernek, şenlikler kurulur evlerde
vatansa öğünür, sevinir…
bölücü, hain, işbirlikçi
ne yapacağını şaşırır, kudurur, delirir…
dostu üzüp, düşmanı güldürmenin
ne zamanı, ne de yeridir…

gelin emir- komuta birliğini bozup,
düşmana bayram ettirmeyin…
mehmedimizi yeniçerileştirip,
mehmetçiğin ruhunu öldürmeyin…
bu yol aslanlı yoldur,
başka yollara benzemez…
türkiyem’i bölmek isteyenleri
kıs kıs güldürmeyin…

sakın ha !
fetö’ye karşı durduğunuz için
verilen desteği ilelebet sanmayın…
bizim için önemli olan vatandır,
kendinizi nimetten sanıp, şımarmayın…
bizim savaşımız büyük şeytanla,
siz son deliğisiniz zurnanın…
”dediğim dedik, çaldığım düdük” deyip
kendinizi adam yerine koymayın…

Yargı H.ÖZMEN

yalanlar- dolanlar, kumpaslar, tuzaklar…

eceli gelen zağar
cami duvarına siyermiş…
atalarımız, büyüklerimiz
böyle söylemiş,böyle demiş…
baktı emperyali, işbirlikçisi,
bölücüsü, haini pabuç pahalı…
sal gitsin ortaya,
bini beş paraya yalanı-dolanı…

kuyruklu, kuyruksuz;
allı- morlu; acı, tatlı
yalanlar, yalanlar…
envayi çeşit tertip, düzen,
bizans oyunları,
alavere- dalavere, kumpaslar…
her türlü çirkefe,
pis işlere abonedir,
alışıktır onlar…
yani emperyaller…
yani onların işbirlikçileri…
yani yalakalar, yalamalar…
ve dahi neo-liberaller,
vatansız solcular…

içeride işleri ”allah” ile aldatmak…
iki paket makarna, nbş’li şeker,
yağ, tuz ve helal (!) para
ve de kap kacak…
olmadı ardından dayarlar türbanı,
çember sakalı, badem bıyığı…
sapıtır garibimin sağı- solu, dini,imanı…

dışarıda iş biraz daha
ustalık ister…
tabii baş rolde
sam amca, siyonistler…
cia, mossad, nato,
birleşmiş milletler…
uygulama alanı
dünyanın hemen hemen tamamı…

uygur’da ”soykırım var” derler…
çavez’i venezuella’da zehirlerler…
ortadoğu’da yaklaşınca acı sonları,
”kimyasal silah” yalanından
medet beklerler…
baktılar türkiye, iran,
ırak, suriye, rusya
geliyor bir araya…
başladılar domuz gibi
ciyak ciyak bağırmaya…
hepsi birer ”bremen mızıkacısı” oldu,
bindiler birbirinin üstüne,
haydi yavrum rast getire…

hatırlar mısınız
petrole bulanan ördeği, martıyı ?…
unuttunuz mu
saddam’a atılan iftirayı ?..
peki nerede kaldı
şu malum arap baharı?
paramparça ettiler
güzelim yugoslavya’yı…
beyler, beyler…
açtırmayın kutuyu,
söyletmeyin kötüyü…

aynı pis taktikler
bize de uygulanmıştı..
sözüm ona vatandaşa
dışkısı yedirilip,
”zehirli gaz bombası atılıyor”
demişti o birileri…

siz boş verin onu bunu..
varsa bizi yönetenlerin bir yamuğu,
biz veririz onların dersini,
bozarız oyunu…
uzatmayalım lafı fazla…
aldanmayalım, kanmayalım onlara…
asrımızın reyisi sabah akşam
aldanıp, kansa da…
sarılalım atatürk’e,
cumhuriyete sıkı sıkıya…

Yargı H.ÖZMEN

ÜRETİM YILINA, ÇÖZÜM YILINA MERHABA !…

acısıyla, tatlısıyla;
ekşisiyle, turşusuyla
en berbadı da işbirlikçiler,
dengesiz, densiz politikacılar
varken iktidarda,
kaç- ak saray’da,
geçti gitti güzelim
bir yılımız daha…
gene de inadına
merhaba dostlara, canlara…
merhaba çözüm yılına merhaba !…

hatalara düşüldü,
yanlışlar yapıldı ama
öncüler, yurtseverler
işin farkında…
fazlada gerek yok
geçmişte olanları
bir bir saymaya…
sadece iki meseleyi belirtmek
yeter de artar da…

bir…
kahrolası bir kumpas
kuruldu vatanımıza…
abd, İsrail suudi hainleri
aldı yanlarına…
kezzap zerrab piyonu
başladı ötmeye,
başladı şantaja…
iki…
bizi yönetenler
yalan- dolanla kol kola,
hepsi zevk-ü safa da…
milletin dini, imanı gevriyor,
iktidarı, muhalefeti
kayıkçı kavgasında…
elini verirsen bunlara
kurtaramazsın kolunu
ömrü billah bir daha…
yandı gitti gülüm keten helva…

tamam da, ne yapmalı
kurtarmak için cumhuriyeti…
uygulamak için yeniden
atatürk devrimleri’ni…
işte hala çalışıyor durmaksızın
hasan yalçın saati…

ilk hedef bir araya getirmek
yurtseverleri, öncüleri…
bunun için hazırlandı,
yola çıktı nuh’un gemisi…
istikamet vatanı
bütünleştirme görevi…
ayırmadan sağcı-solcu,
siyah-beyaz, uzun-kısa…
yürürken düzülecek kervan
bu uzun lakin kutlu yolda…
ellerde al bayrak, yüreklerde kavga…

hep birlikte, gönül gönüle,
bir yürüyüş eyleyeceğiz güneşe…
güneşi zaptetmeye…
bakmadan armudun sapına,
üzümün çöpüne,
dönüp bakmadan geriye…

elbet düşecek öncüler,
kırılacak fidanlar
bu haklı savaşta…
lakin sorun ” tam bağımsızlık”sa…
anam avradım olsun
gıkım çıkarsa bu uğurda…
bizler mustafa kemal’in ordusuyuz…
parolamız vatan, işareti emek, namus…

Yargı H.ÖZMEN

ah canım kardeşim !…

ah canım kardeşim !…

bu çektiğimiz nedir
şu bizi yönetenlerden,
”yöneticiyim” diyenlerden ?…
arada bir üç, beş ay
çıkarız yoğun bakımdan,
sonra başlar zulüm, işkence
ha babam, de babam,
başlarız suni teneffüse…

sabah- akşam ecdadımız, atalarımız
der dururlar, bağırır, çağırırlar…
fakat ne saygı duyar, ne de örnek alırlar…
sonra her b.ku iki paraya yer,
insanlık, delikanlılık taslarlar…

işiniz gücünüz hamasi nutuk,
gaz alıp, gaz vermek belli ki…
bizim niyazi yoldaşın dediği gibi;
sizin için:
”komonos rusya güvenilmez…
iran zaten rakip, hiç denk durmaz…
suriye’den azılı, terörist olmaz…
ırak desen çapsız, esamesi okunmaz…”
ve ardından ”padişahım sen çok yaşa !.”

ve lakin abd veliinimetiniz:
sam amca haminiz;
israil en önemli ticari partneriniz…
suudi kral, müttefikiniz;
sudan celladı ömer el beşir piriniz…
”gudubet” hikmetyar önderiniz…
kezzap zarrab altın madeniniz…
daha musibet kimler var kim bilir?..
bunlar bizim bildiğimiz…

ancak hakkınızı da teslim etmeli zira..
arasıra düşüyür o nato mermer,
nato tahta kafanıza bir tuğla…
yerine geliyor akort,
başlıyorsunuz ona buna sövüp, saymaya…
da birilerine sahte mahte
bağırıp çığırırken heyt hüyt diye…
vatandaşa ölümü gösterip,
sıtmaya razı ediyorsunuz güzelce…

bizim atalarımız;
”ev alma, komşu al” demiş…
”kendin toksan, komşun aç yatmasın” demiş…
demiş de, görme engelli dostlarım
bağışlasın, imtina ederim…
”körle yatan, şaşı kalkar” da demiş…
fakat, ona buna minnet etmemiş…
namerde eyvallah etmeyip,
el, etek öpüp: el aman dilememiş…
bunları ölümden beter bellemiş…
ne kimsenin tavuğuna kışt demiş,
ne de nankörlük edip, sırtından hançerlemişl…
halbuki ne pembe vaatler verilmiş,
ne güzel mi güzel sözler edilmiş…
mandalar, himayeler, gırla gitmiş…

pekala ya sen ne yapıyorsun ?…
abd istedi diye dost uçağı düşürüyor
vatanını savunana ”terörist” diyorsun…
abd şantajından korkuna,
bir gecede uydurma yasalar çıkarıyor
hakkı, hukuku sinkaf ediyorsun…
tabii böyle olunca da kaç- ak sarayda
kan-ter içinde kabuslar görüyorsun..
yüce divan dendi mi tir tir titriyorsun…

erkin erk’in dediğince,
aldı ortalığı, man. süleyman,
kur’an, müslüman, adalet lafları…
bu arada yurdum insanının midesi
ufaldı da ufaldı, sırtına yapıştı…
asgari ücretın epeyi altına indi,
ölmeden sürünme katsayısı…
emelçim, emeklim, çalışanım
enflasyon karşısında apıştı kaldı…
kerimeler, veletler vakıf ayaklarına,
deveyi hamuduyla yuttu, tıkındı…
badem bıyıklı yaratıklar,
nice geleceği kararttı…

milletin a………a söven
iş ortakları, pardon adamları,
ballı ihaleleri bedavaya cukkaladı…
eli palalı ak-itler, tosuncuklar
iyice azıttı, gemi azıya aldı..
sözüm ona din adamları, yobaz prof.lar,
yağdanlıklar, g.t kılları şovlara başladı…
bunlar olurken bırak heyt hüyt demeyi,
gıkınız bile çıkmıyor, çıkmadı…

ahh ! benim canım kardeşim !…
suçun çoğu bizde be
koca nazım’ın dediğince…
bazı akrep olduk soktuk kendimizi,
bazı üç maymunları oynadık, ruh gibi…
çok basit yapmamız gereken halbuki…
vazgeçmeden vatan-namus-emekten…
bırakıp armudun sapını, üzümün çöpünü…
mustafa kemal’ce asi olup haksızlığa, zulme.
gayrı kurmalıyız milli hükümeti…

Yargı H.ÖZMEN

yavaş yavaş ölürler…

Yavaş yavaş ölürler

Seyahat etmeyenler.

Yavaş yavaş ölürler

Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,

Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler

Alışkanlıklarına esir olanlar,

Her gün aynı yolları yürüyenler,

Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,

Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile

girmeyenler,

Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler

Heyecanlardan kaçınanlar,

Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı

görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler

Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,

Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,

Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar

Neruda..

taksim anıtı’ndan, Ankara’ya…

taksim anıtı’ndan, ankara’ya…

ne silah vardı, ne mühimmat, na para…
çok zor durumdaydık
istiklal savaşımızda…
vatan toprakları işgal ediliyordu
karış karış bir biri ardı sıra…
tek dişi kalmış canavarlar
güneyde, kuzeyde, batıda…
ingilizin, çarın himayesinde ki
ermeni çeteler, kürt teali cemiyeti
doğuda, güney-doğuda…
kanlı dişleriyle saldırıyorlardı
bağımsızlık ordusuna, vatana…

her gün yeni bir cephe açılıyordu
vatanımızın dört bir yanında…
işte tam da bu sıralarda
bir dost eli uzandı
kurtuluş savaşımıza…
değişiverdi dengeler bir anda…
kuvvay-ı milliye ruhu,
bolşevik iradesiyle
etle tırnak olduğunda…

adı aralov, kasketi başında…
mustafa kemal nerede,
o’ da hazır ve nazır yanı başında…
ve de cumhuriyet kuruldunda
o’da yerini aldı atamızın yanında
taksim meydanı’nda, atatürk anıtı’nda…

lakin o gün bu gündür
ara vermeden emperyaller
bozdular dostluğumuzu
çeşitli ayın oyunlarla…
başarılı da oldular,
nitekim iki ülke yer aldı
ayrı kamplarda…
süper nato, gladyo
hala da çırpınıyor
gelmesinler diye bir araya…

bu gün yaşananlar
buna en iyi örnektir aslında…
rusya ile dostluğun yükseldiği bir sırada
hain bir kurşun sıkıldı
büyük elçi karlov’a…
karlov şehit düştü
dost vatan kucağında…

sam amca’nın emri ile
atlantik ötesinin katili
acımasızca kurşun sıktı bu dostluğa…
ne yapsanız ne etseniz de
başaramayacaksınız
bu dostluğu bozmaya…
memedimi, polisimi, vatandaşımı
pare pare etseniz de
hain bombalarla, mayınlarla…
dostlarımızı, vatanseverleri
cansız düşürseniz de
alçak pusularla toprağa…
bir bir yazılıyor
kara kaplı deftere suçlarınız…
isteseniz de, istemeseniz de
kabul etseniz de, etmeseniz de
cumhuriyetimizi ilelebet yaşatacağız…

Yargı H.ÖZMEN

kuşlar..ve o allı morlu, uzun kısa gagalı yorgun lakin umudu göğe eren kuşlar, dala çıka ilerlerken sonsuzluğun bilinmeyen ufkuna doğru, yine düzene aykırı türküler söylüyordu her daim dik duran kıvırcık saçlı adam..

ve o allı morlu,
uzun kısa gagalı
yorgun lakin umudu
göğe eren kuşlar,
dala çıka ilerlerken sonsuzluğun
bilinmeyen ufkuna doğru,
yine düzene aykırı
türküler söylüyordu
her daim dik duran
kıvırcık saçlı adam..

bir ”düşük profil” hikayesi…

 14 yıl önce,
çıkardılar ”milli görüş” göyneklerini,
geçirdiler sırtlarına,
usa damgalı amerikan bezini…
düştüler yola…

kiminin nasırlıydı
kiminin kanlıydı elleri…
kiminin karnı tok, sırtı pek;
kiminin gurul gurul ötüyordu midesi…

yıllar yılları kovalar,
sermaye olur (!),
düğünde takılan çeyrek altınlar…
”yallah ya kulum !”
denilmiş ki birilerine,
tiz zamanda eşekten inip,
bindiler mersedese…
abayı attılar yalıya, köşke…

12 eylül de saçılan ihanet tohumları,
derin uykudayken mışıl mışıl
yurdum insanı;
saçak saldı, boy verdi,
işte o gün, bu gündür sürüyor
” düşüklerin ” lale devri…

ve şimdi geldi, çattı
2016 mayısı…
zuhur etti tüm şiddetiyle
orada burada ”düşmüşlerin”
amansız savaşı…
elde kağıt kalem yazılmaya başladı,
”yolda, belde düşenlerin”
”gizli, saklı düşüklerin”
derken orasını burasını
üşütenlerin adı, sanı…
tahminim ya bakan berat,
ya da kumarcı babası,
bugünün binali bey’i,
yarının ”in” ali bey’i profillerin en şanslısı. ..

ışık hızıyla badem bıyıklar bırakıldı;
kaç- ak saray kapısında
sabah akşam nöbetler başladı…
g.t kılları tabii ki daha şanslı…
hepsinin hayali,
bir sabah ezanı vakti,
beştepe’ye çağrılmak,
ustaya biat edip,
şükür namazına durmak…
”küçük tayyib” olarak
”boş” bakanlık yapmak…

sanırım profilleri sorun olmaz…
”düşüklük” ayarları denktir,
sıkıntı çıkarmaz…
ya uzun çöpü çeken erer muradına,
ya da aynaya baktığında
uzunu gören çıkar çankaya’ya…

bize kıssadan hisse sevgili canlar !…
eğer gelmezse hala akıllar başa,
yazık olur güzelim vatana,
param parça edilir,
yem olur ”düşük ” adamlara…

Yargı H.ÖZMEN

mevlüde irem’in günahı (!)…

eyyy aklı gıt, ihaneti sürüsüne bereket akiller !…
eyyy karanlığın bekçisi,
sırça saraylarda gününü gün eden,
kalemleri satılık, beyinleri kiralık aydıncıklar !…
eyyy insanlığın yüz karası,
sözüm ona ak(l)ademisyenler !…
 
duydunuz mu mevlüde irem’in çığlığını ?…
gördünüz mü sonsuzluğa uğurlanan
küçük bedeninin konulduğu;
serçeye nazire yüreğinin,
güleç yüzünün sığdırılamadığı
lakin çivisini karanlık ellerinizin çaktığı
el kadar tabutu ?…
ve de yaşadınız mı
minik tabuta tıka basa doldurduğunuz acıyı ?…
ve anladınız mı nasıl olurmuş
acının tabuttan büyük olması ?…
 
ay-yıldız bile çaresiz kaldı
sarıp sarmalayamadı o küçük bedeni…
kapatmayın, açın !
bakan lakin görmeyen gözünüzü !…
çevirmeyin yana bir kerede olsa
”dik durmak” nedir bilmeyen başınızı !…
hadi durmayın çakın o şatafatlı imzanızı;
basın bakalım mührünüzü
cesaretiniz varsa;
mevlüde irem’in oyuncak sanıp girdiği,
ve lakin çıkamasın diye
üzerinden yirmilik yonan enserisi ile
çivilediğiniz tabuta…
işte hendeğin karşı tarafından
böyle görünüyor dünya…
 
eyyy aydıncıklar !…
eyyy ak(l)ademisyenler !…
çekin pis ellerinizi
al bayrağın üzerinden !…
kalmışsa tırnak kadar da olsa insanlığınız
nokta koyun ihanete yüz sürmüş
sözlerinize, eylemlerinize !…
son verin yüz kızartacak
onursuz geleceğinize !…
 
Yargı H.ÖZMEN