Ve ne oldu da bu gün….

Ulusal Kurtuluş Savaşı verdiğimiz yıllarda yapılmış, yıllara meydan okuyan; eski, kerpiç yapılı; küçük olmasına rağmen içinde çeşit çeşit meyve ağaçları bulunan, rengarenk çiçeklerle bezenmiş, şirin mi şirin bir bahçesi olan bu ev…Bu ev ise benim dünyaya merhaba dediğim ev…Tavanında yıllara meydan okuyan, bel vermiş Murat Dağ’ı ürünü mertekler…Çepeçevre oymalarla kuşatılmış odalar…Duvarda eski ama hala aydınlatmaya devam eden bir kandil…

Bu ev ki, o her bir anı zulümle geçen yıllarda ”yonana” karakolluk etmiş, kim bilir kaç insanın feryatlarına tanık olmuş, kaçını sonsuzluğa uğurlamış…

Biliyor musunuz? Amacım aslında doğduğum evi anlatmak değil sizlere…Lakin bu evle ilgili duygularımı paylaşmak istedim birdenbire…

Bahçenin üst köşesinde ulu bir dut ağacı vardı. Mahallemizde ki 23 Nisan İlkokulu’ nun paydos zili çaldığında; çocuklar, ellerinde küçüklü büyüklü, allı morlu yeni moda plastik kaplarla soluğu dutun dallarında alırdı. Bir taraftan hapur hupur avuç avuç yenen dutlar, elleri yüzleri yapış yapış eder; diğer yandan ağaçtan düşenlerin inlemeleri ve kahkahalar doldururdu ortalığı…

Akşamın ilk ışıklarında, bir de güzelse eğer hava, şenlenirdi Doğan Sokak…Sırlı demliklerde mis gibi kokan çaylar; o güzelim envayi çeşit börekler, çörekler; Karakıran’ dan toplanmış türlü türlü yeşillikler; kaynamış patates ve köy yumurtaları; ıslatılmış yufka ve Emine Anne’nin fırınından yeni çıkmış ev ekmekleri, sanki bir kutlama havasında kurulan Halil İbrahim Sofrası’ na konur, çoluk çocuk, yediden yetmişe yenilir, içilirdi…

Analarımız, babalarımız dedikodu üretmez, çare bulurdu biçare komşularımıza, derman olurlardı hastalarımıza…Darda kalanlara erinmez, ”ben iyiyim” diye yerinmezdi sokak sakinleri… Hiç kimsenin haberi bile olmaz, kırılmazdı onurları, yapılan yardımlarla…

Sokak boyunca dokuz kiremit, yakan top oynardık, kız kızan birlikte…” Halilliii ! ” diyerek, bütün Uşak dört dönülürdü, olanca neşeyle… İnanın derde, kedere, göz yaşına uzak, sevinçle sarmaş dolaştık o günlerde…

Sabah olup, ağır ağır aydınlanırken ortalık; analarımız, abla ve bacılarımız ellerinde süpürgelerle, sokağımızı yeni güne hazırlar, pırıl pırıl ederlerdi her yanı… Hiç kimse alınmaz, darılmazdı komşusuna; hatır koymaz, hak geçirmezdi başkalarına… Evlerin cümle kapıları kilitlenmez, her daim açık olurdu… Üzülürdü o gün evine misafir gelmeyen Fatma Teyze, Atike Ana, Yeşildere’li Hasan Dayı; her kapıyı samimi duygularla çalan, insanları sevecenliği ile mutlu eden ” Mumcu Fatma” sı, Alamanyalı Fikriye Teyze, Zekiye ve tombiş Nalan Teyzeler…Ve de cici annem…Evi kedilerle dolu Fadime Nine, sıkıntı çekmezdi onları beslemek için…Hırsızlık mı ? dolandırıcılık mı? hele hele kapkaç mı? Bunlar yabancı kavramlardı bu onurlu insanların sade lakin onurlu dünyalarına… Birini öldürmek şöyle dursun, ”yaralama haberi” bile Uşak’ı ayağa kaldırırdı…Ya ahlaksızlık… Utanç verici bir damga, kara bir lekeydi teze beri silinmeyen alınlardan…

Zaman zaman Antep Çay Bahçesi’ ne giderdik, cümbür cemaat..Açık hava sinemasında Türk Filimleri’ni izlerdik, ellerimizde oyalı göz yaşı mendilleri ile…Çerez, kaynamış mısır, yeşil nohut alır büyük bir neşeyle yerdik, eve dönene kadar… Ve yorulan, günün tatlı meşgalesiyle bitkin düşen bedenlerimizi, yün döşeklere bırakır, yorgun ama umutla tatlı bir uykuya dalardık mışıl mışıl… Çok özlüyorum o günleri çok…

Peki… Ne oldu da karardı insanların dünyaları? Ne oldu da çekilmez oldu yaşamak? Geçen yıllar içinde giderek artan kültürel yozlaşmanın, ahlaki erozyonun nedeni ne?…

Beceriksiz yöneticiler, hortumcular, yalnız kendini düşünen, ” benden sonrası tufan ” diyen liberaller, kanla çizdiğimiz sınırlarımızı değiştirmek isteyen pervasız bölücüler, ne oldu, nasıl oldu da türedi mantar gibi? Ne oldu da cumhuriyet devrimlerine rağmen sokaklar, şeriat isteyen, orta çağı arzulayan yobazlarla doldu ?.. Ne oldu da imece silindi gitti, günlük yaşamımızdan ?. Acıyı bal eylemek; birlikte ağlayıp, birlikte gülmek; paylaşmak ” yarin yanağından gayri her şeyi”…Evet, bütün bunlar ne oldu da gönüllerden silindi, unutulup gitti?…

Bana göre dostlar, sadece bir tek yanıtı var bu sonu gelmez, acı ama gerçek soruların. O da Amerikan Emperyalizmi ve ülkemizdeki işbirlikçileri… Çünkü emperyalizm huzurun, sevginin, alın terinin düşmanı; kaosun, iç savaşın, bölücülüğün dostudur…O aydınlıkta barınamaz kan emici yarasalar misali… Onu boğar mavi masmavi, pırıl pırıl bir dünya… Kardeşlik ve sevgi, celladıdır onun… Emek, kabusudur o ve işbirlikçi uşakların…

Ve dostlar, eğer yaşamak istiyorsak onurumuzla; geleceğe güvenle bakmak istiyorsak eğer, ”vatan- namus ve emek cephesi” oluşturup karşı koymalıyız olanca gücümüzle emperyalizme ve işbirlikçi hayinlere…Artık kesinlikle bilinmelidir ki, ”vatan-namus ve emek” bizim her şeyimizdir…Başka bir yolumuz, başka bir kurtuluşumuz da yoktur bundan kerri..Ya istiklal, ya ölüm!

Yargı H.ÖZMEN

Diyelim ki…

I.Petro (Deli Petro)

Yaklaşık bir haftadır, özellikle görsel ve yazılı basını a dan,z ye izlemeye çalıştım.Yine herzamanki gibi maddi ,etik vede kültürel olarak çürütülmeye,yozlaştırılmaya çalışılan güzel insanlarımızla ilgili bir yığın ipe sapa gelmez, sözüm ona haberleri büyük bir iştiha ! ile zevkten dört köşe olmuş bir vaziyette ! okudum.

”medarı iftiharımız avşar kızımız,bilmem kacıncı sevgilisiyie,yurt dışına çıkarken havaalanında yakalandı.” ”Şimdiye kadar yüz çocuğa tecavüz eden sapık,-% 90 indirimli- on çocuğa tecavüzden -şimdilik-gözaltına alındı.” ”Divaların divası B.E kendinden,otuz yaş küçük,yarışmacı sevgilisiyle göz göze yakalandı.” vs.vs…

Mustafa Kemal Atatürk

Tarihler iki türlü insanı yazar.Bunlar : Ya çok aptal,salak ve deli olanlar yada birileri için (özellikle vatanı) hiç bir çıkar gözetmeksizin çalışan,bu uğurda da mağdur olan,zarar görenlerdir.Tarih böylesi kişilerle dolup taşmaktadır.Örnek mi? Bir tarafta Rus Çarı Deli Petro,Neron,Deli İbrahim gibiler.Diğer tarafta ise Galile,Spartaküs,Lenin,Mao ve Mustafa Kemal Atatürk gibiler.

İşte Lozan Fatihi,Doğu Perinçek’te yaşamı boyunca 5000 kitabı olan,servet deyince sadece ama sadece ”vatanımdır ” diyen kişilerin yanında ,bacağı aksak lakin beyni ,olabildiğince üretken bir halk adamıdır.

Ve bu adam oğlu adam, ABD ve AB nin ülkemizi bölüp,parçalamak için önümüze koydukları ‘Sözde Ermeni soykırımı ” dayatmasını,yalanını yerle bir etmek,çiğneye çiğneye paçavraya çevirmak için ”Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır”dediği için İsviçre ‘nin Lozan Kentinde oldukça adilane!bir mahkeme sonunda cezaya çarptırıldı.

İşte bizim müstemleke basınımız,aynı merkezden servis edilen habercikleri sekiz sütuna manşetten verdi fakat ülkesine bütün benliği ile kendini sunan, kendini feda eden bu fedayinin adından dahi söz etmedi. Tabi ki amaç belli. Tabi ki korku dağları sarmış. Ve tabi ki paçalar tutuşmuş.Benim kelamım kendine ”yurtsever,milliyetçi,demokrat ve aydınım”diyen insancıklaradır.

Neymiş efendim,D.Perinçek’i Lozan’da kimse desteklemedi. Diyelim ki Avrupa’da bulunan yurttaşlarımız bu konuya ilgi duymadı.

Bre gafiller, bre soysuzlar, bre satılmışlar,söyleyin:

berlin_talat_pasa_mitingi

Doğu Perinçek Türkiye’den hortumladığı paralar için mi Lozan’da yargılandı?

Doğu Perinçek,İsviçre mahkemelerinde ahlaksızlık yaptığı için mi onbuçuk saat ifade verdi?

Doğu Perinçek,vatanı bölmeye çalışıp,ülke kaynaklarını yabancı sermayeye peşkeş çektiği için mi o cezayı aldı.

Doğu Perinçek,ulusal değerleri ayaklar altına alıp,çıkarlarını emperyalistlerle bir tuttuğu için mi engisizyon mahkemesinde yargılandı?

Yoksa Doğu Perinçek,bu güzel vatanın onurunu koruduğu,emperyalist bir yalanı,emperyal topraklarda çiğnediği için mi yargılanıyor?

Ey ! Ali Kemaller !

Ey ! Atlantik ötesinin, eş başkan olarak görevlendirilen işbirlikçiler!

Ey ! bu ülkenin maddi manevi değerlerini ,sülük gibi emen,bebek katillerinin hamisi medya patronları!

Ey ! emperyalist sermayenin küreselci! yandaşları!

Ey ! Demokratım, sözüm ona devrimciyim,yurtseverim diyen neo-liberal solcu kafalı ABD ve AB’nin stepne güçleri,nerdesiniz,nerelerdesiniz ?

Deve kuşu misali kuma soktuğunuz başlarınızı, kumdan çıkarıp, at gözlükleri ile baktığınız dünyaya birde çıplak gözle bakın… Soroz destekçisi, turuncu, mor, yeşil devrimin hayalcileri… Savaşma seviş diyen yozlaşmış, kafe-bar tutkunu aydıncıklar…

Şu güzelim vatan için tırnak ucu kadar da olsa bir şey yapmak hiç mi aklınızdan geçmiyor…

Dönüpte birkez olsun bakın Irak’a.. Zengin olmak, doktor, mühendis, iş adamı, sanatçı olmak yeterli mi? Kısaca işgal altında iken namuslu olmak olanaklı mı?

Şunu bir kez daha bütün dünyaya ilan ediyorum.

Bizler vatanımızı savunduk.Bu günde savunacağız, yarında SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ. Bundan kimsenin en ufak bir kuşkusu olmasın…

Yargı H.ÖZMEN
10/03/2007

Ne dersiniz ?…

Hrant Dink suikasti ne yazık ki ülkemizde, ne ilk ne de son olacaktır.Tabi ki bu bir temenninin ötesinde, acı ama gerçek bir tesbittir. Peki ne zaman son bulacaktır bu ve buna benzer, hatta daha da vahim sayılabilecek olaylar ?…
İsterseniz , bir fikir jimnastiği yapalım ve bu olayı ve de cenaze törenini-olması gerekenleri ile- yeniden gözden geçirelim, ne dersiniz?
Hrant, varlığını bu vatana, bu ülke insanlarına borçlu, bizler gibi bir yurttaşımızdı. Sanırım buna kimsenin itirazı yoktur. Hatta çoğumuzdan üstün yanları , meziyetleri de vardır. Ve ben dostlar, herhangi bir yurttaşımızın benden üstün yanlarıyla gurur duyarım.. Kıskançlığım o’nu örselemeyen ,taktir eden yurttaş kıskançlığıdır sadece..Elinde kalemle, ülkesi için doğru bildiklerini yazan, kimsesizliğin çaresizliği ile değil var olmanın, sahiplenmenin , yurttaş olmanın bilinciyle , düşün-
celerini bizlerle paylaşan bu ses neden susturuldu dersiniz bir ikindi vakti ?
Bakın sevgili canlar, bu güzel insanın son günlerinde yaptığı bazı açıklamalardan bir kaç örnek vereyim…
Yer Malatya…
Bir konferansta şunları söylüyor. ”Bizler(Ermeniler) 1915’lerde, ingiliz , fransız ve  rusların oyununa geldik. Bizi kullandılar ve daha sonra bir kenara atıverdiler. Ve hiçbir vaatlerini   de yerine getirmediler.”
”Ermeni halkı, onlara güvendi. Ama yanıldılar; çünkü onlar kendi işlerini, hesaplarını yapıp gittiler. Bu topraklarda da kardeşi kardeşe kan içersinde bıraktılar. Bugün de ”KÜRTLER”aynı oyuna alet oluyor. Amerika, kürtleri, Kuzey Irak’ta bir kürt devleti kurmak bahanesiyle oyalıyor.”
”Geçmişte ki oyun aynen bugünde oynanıyor. Siyasi hesaplar, parti farklılıkları bir kenara itilmeli .Amerika bu.Gelir kendi işine bakar, işi bittiğinde de çeker gider. Sonra da buradaki insanlar kendi aralarında didişir.”
”Evet benim bu topraklarda gözüm var. Ancak bir parça koparmak için değil, daha da derinlerine gömülmek için !..”
Eminim ki bu düşünceler; bir hainin, bir bölücünün, bir satılmış aydının düşünceleri olamaz.
Eğer dostlar cenaze töreninin fotoğrafı şöyle olsaydı, nasıl olurdu acaba ?
Farklı farklı ellerde ;
”Biz Hrant’ız” ”Biz Uğur Mumcu’yuz” ”Biz Hablemitoğluyuz” ”Biz Bahriye Üçok’uz” ”Biz Bitlis Paşa’yız” ”Biz Gaffar Okkan’ız”
Yine değişik kişilerde;
”Biz Türküz” ”Biz Ermeniyiz” ”Biz kürdüz” ”Biz çerkesiz” vb..gibi dövizler olsaydı,en önde ulusal bayrağımız,Hrant’ın üzerini örten ay-yıldızlı bağımsızlık timsalimiz olsaydı …
İşte bütün oyunlar boşa çıkarılmış,emperyalizme ve yardakçılarına nükleer bir şamar atılmış olurdu…
Ne dersiniz ?…
Sanırım bu soruya çok büyük bir olasılıkla şu yanıtı verirsiniz. “Eğer halamaın bıyıkları olsaydı, dayım olurdu.” Haksız da sayılmazsınız hani. Bana kalırsa asıl bu sorunun muhatabı olanlar, Amerikan Emperyalizmi’ nin ülkemizdeki ” genel vali” konumunda temsilcisi olan, Amerika Büyükelçisi Wilson’ un ardından yürüyen, dolduruşa getirilen o kalabalıktır.

Yargı H.ÖZMEN
31/01/2007

Dünya kamuoyunun dikkatine…

DÜNYA KAMUOYUNUN DİKKATİNE!!!

EMPERYALİST ABD VE İŞBİRLİKÇİ SAVAŞ ÇETESİNİN BAŞI OBAMA YENİ BİR MADDE BULDU…
ADI : petro’KAN
BİLEŞİKLERİ :EN KALİTELİ ORTADOĞU PETROLÜ VE MAZLUM ARAP KANI…

ALINAN DUYUMLARA GÖRE ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE “petro’KAN” IN YENİ TÜRLERİ BULUNACAKMIŞ.

_SUR petro’KAN “SURİYE’ DE”
_İR petro’KAN “İRAN’ DA”
_KOR petro’KAN “KUZEY KORE’DE”

BAZI İSTİHBARAT BİLGİLERİNE GÖRE , UZUN SÜREDİR (1950’LERDEN BERİ) SÜMEN ALTINDA BEKLETİLEN YENİ BİR PROJE DE MASANIN ÜSTÜNE KONULMUŞ… BU MADDENİN ADININ DA “bor’KAN” OLACAĞI SÖYLENİYOR. BOR , ANADOLU’NUN ZENGİN TOPRAKLARINDA BULUNUYOR.

AMA KAN , KİMİN KANI OLACAK… MERAK EDİYORUM..!
BİZİM Mİ? YOKSA YAN…Kİ…LER…İN…Mİ!….