kandırıldım, aldatıldım… yersen (!)…

“ben saf bir başbakandım…
önüme gelene kandım…
bazen bir elma şekeriyle,
bazen de bir çift kundurayla
kandırıldım, aldatıldım !…
nasıl mı ?
okuyun bakalım,
haklı mıyım, haksız mıyım ?

önce amerika’ dan
başlayalım işe…
sen bizim
”eş başkanımızsın” dediler..
meğerse bizi
yeni sarayımıza
padişah, sultan eylemişler…
bunda benim
ne suçum var
hanımlar, beyler !…

bir gün beklerken
eyüp cami’sinin avlusunda…
fethullah efendi
çıkıverdi karşıma…
bir elinde doksanlık tesbih,
bir elinde allı morlu
bonibom, horoz şeker…
dedim ”hayırdır inşallah”…
meğerse şeker değil,
okunmuş muskaymış
yolumdan çıkardı beni
valah billah…

ya şu zerrab’a ne demeli ?
”kutularda çikolata,
gül suyu, helva var” dediydi…
hoppala her kutudan
yeşil yeşil dolar, avro çıktı;
pekala kabahat, suç
ben de mi şimdi ?…

iş, pardon,
…… adamı cengiz,
bir alem adam
öyle değil mi?
bana ”al şu mütevazi,
tek katlı evi,
kiradan kurtul” dediydi..
o da ne? yalı, villa, köşkmüş
meğerse adamın ev dediği…
sonradan anladım hakikatı
hem vallahi, hem billahi…

beni bir kapıdan sokup,
diğerinden çıkardılar…
elime diploma diye
bir vesika tutuşturdular…
arkasından zorla aday yapıp,
bin yedi yüz odalı
bir mekana oturttular…
meğer saraymış orası,
yine kandırıldık kör olası…

çevremdeki g.t kılları,
”sana bir çalışma konutu”
yapalım dediler…
buyurun dedik, izin verdik,
bir de ne göreyim,
atatürk orman çiftliğinin
içine etmişler…
beni kandırmak
ayıp değil mi
sizi gidi zibidiler !…

ve hatta doktorlar
bizim oğlana
“apandisiti var,
askerlik yapamaz”
diye rapor verdiler…
bak sen kerataya
armatör oldu,
yüzüyor gemicikler…
şimdi de italya’da
berliskoni amca’ sında
staj görmekte..
inanın böyle değildi evde,
kime çekmiş bu velet
emineeeee?…

şu emine’min
yüzüğü var ya
sözde tenekeydi…
bir de öğrendik ki meğerse
bir milyonmuş değeri…
sonra da herkes
konuşuyor ileri geri,
ama canım bu iş de
bizim suçumuz yok ki !…

”hacı murat” diye verdiydim,
diyanete arabayı…
ve lakin takmışlar mersedese
hacı murat armasını,
değiştirmişler markasını…
bir de tepesine giydirmişler
kurşun geçirmez zırhı…
şimdi ”ver geriye” diyorum,
nerdeee! hiç verir mi
diyanetin başkanı ?…

oslo’da, kandil’de
konuşurken pekakayla,
ellerinde lolipop,
bon bon, elme şekeri vardı…
hepsi garip birer çoban,
kimsesiz çocuklardı…
o da ne ?
meğer hepsi teröristmiş,
şekerler bomba, mayın çıktı,
benim bunda hiç suçum yok,
cia, mit, israil beni kandırdı…

en son ”suriye’den
turist gelecek” dediydiler…
açtık kapıları sonuna kadar…
açar açmaz, ışid, daeş,
mülteci, peşmerge
ortalıkta cirit attılar,
çifte telli oynadılar…
”ufo” diyerek bize
rus uçağını vurdurdular…,
bana bir matik daha attılar…

dahası var,
sürüsüne bereket
beni kandıran kandırana…
şimdi söyleyin bana
ne suçum var benim,
saflığımdan başka…
siz bakmayın söylenenlere,
ben, ailem ve
yakınlarım hakkında…
bizim suçumuz yok,
inanın bana…”

haydaaaa !…
kürt’ü sevmez,
ermeni’yi sevmez,
rum’u sevmez,
yunan’ı sevmez,
hollandalı’yı,
alman’ı sevmez,
alevi’yi sevmez,
süryani’yi sevmez,
ezidi’yi sevmez,
türk’ü hiç mi hiç sevmez…
ama gel velakin
yaradılanı yaradandan
ötürü seviyormuşşş!..
tabii ki yersen…

bu millet biliyor
seni, onu, sizi, bizi…
bu milletin suskunluğu
çaresizliğinden değildir ha…
nasıl sa kurulacak yüce divan
gelecek hesap zamanı…
inşallah o gün de becerirsin
kendini haklı çıkarmayı…
tabii yersek…

Yargı H.ÖZMEN

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *