“tiktak”ın ayarı..

en sonunda
ağrı-sancı,
sıkıştırma
bizi de yokladı…
halbuki en çok
güvendiğim bir beynim,
bir de kalbim vardı…
zaman zaman
hiç şikayetimiz
sanmayın olmadı…
lakin şöyle ya da böyle
geçinip gidiyorduk
kardeşçe
yoktu bir sıkıntı…

anlamadığım, anlamakta
zorlandığım şeyse:
hakkını aradığında,
karşı durduğunda
haksızlıklara
başlıyor s.o.s vermeye,
geçiyor alarma…
bu duruma
gelince yürek,
sana da kalıyor
iki seçenek…

a) otur kıçının üzerine,
bir bardak soğuk su iç
döktüğün alın terinin,
emeğinin üstüne…

b) nasıl olsa
kaçınılmaz son belli,
alma bozulan
tik takları ciddiye…

lakin bildiğim birşey var:
bu hainlerin
sonunu görmeden
imamın kayığına binmek
yasak bize…
bırakalım bunları neyse…

kafamı taktığım
iki şey var bu günlerde…
sevgili ahmet çınar’ım,
ilkokul dörde gidecek
pazartesiye…
şevinçten sığmıyor
içim içime…
ve de acı çekiyor
bazı dostlarım
lanet hastalığın
pençesinde…

sen …
çınar’ım…
büyü, dal-budak ol
saçak sal geleceğe…
olanca gücünle,
tükenmez sevginle…
ve siz dostlarım,
sımsıkı tutunun
sevenlerinize,
sevdiklerinize…
kim olduğunuzu
gösterin birilerine…

hooop !…
kalpmisin nesin,
otur oturduğun yerde….
kalp herkeste var…
yürek ise bambaşka birşey…
boş yere dellenme…

Yargı H.ÖZMEN

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *