işte o zaman….

boşu boşuna lafları
eveleyip geveleme…
ne yaptın ? ne ettin ?
hepsi bir bir yazıldı
kara kaplı deftere…
haaa ” ben değiştim” mi
diyorsun? millete..
o vakit sen
ne zaman benim
“cumhurbaşkanım” olursun
hele bir dinle….

“önce üzerine giydiğin
o kat kat allı morlu
göynekleri, elbiseleri
çıkaracaksın üzerinden,
cumburlop dalacaksın
”vatan” havuzuna…
korkmadan eline
alabilirsen eğer ata sabununu,
cumhuriyet kesesini,
ha babam de babam,
başlayacaksın temizlenmeye
tepeden tırnağa…
ne zaman kaşarlaşmış derin
incelmeye başladığında,
kafan-başın yündüğünde,
kibirli, pinokyo burnun
sürtüldüğünde
senin işin bitecek,
sıra gelecek evdekilereeee…”

daha bitmedi…
“hatırlıyorsun değil mi
ne oldu 1998′ de ?..
mahdumun burak
trafik cinayeti işledi,
istanbul’un göbeğinde..
o cinayet için,
trafik canavarı mahdumunun
bedelini ödediğinde;
hem de sanatçı
sevim tanürek’in
ailesinden af dilediğinde…
bilal oğlan ve sen
tek başınıza,
istiklal’de bir sinemaya
elinizi kolunuzu sallaya sallaya
gidebildiğinizde…
sevgili först leydimiz(!)
emine hanım’ın,
çeyrek altınlı kadın günleri
düzenlediğinde…
yüz metrecik(!) gemicikler
sosyal amaçlar için
yüzdüğünde…
düğün paralarıyla(!)
kurulan şirket, vakıf
ve dernekler
millete devredildiğinde…
İmralı’da ki hainin ve
bölücülerin defterini
dürdüğünde…

bu arada eski dostun
fetöyle birlikte
onlarca kumpasla
onurlarını kırdığın,
ve hatta yaşamlarını aldığın
yurt severlerden,
vatan severlerden
ve de #direngezi şehitlerinden
nasıl af dilersin
açıkçası bilemiyorum…”

“yılışık şeyler gibi sallayıp
durmayacaksın kuyruğunu
bir atlantik ötesine,
bir avrasya’ya…
dik tutacaksın başını,
güveneceksin halkına..
düş aslanlı yola,
zırt pırt abdülhamit
deyip durma…”

ve sen evet sen…
bu isteklerime ilave,
adı ”cihan” olacak
bir küheylana da
düşmeden binebildiğinde
harbi söylüyorum
”cumhurbaşkanım”
olacaksın benim de…
yok gelemezsen
bunların üstesinden
şansına küs,
sen yoluna ben yoluma,
sen dereye, ben tepeye….

değerli dostlar tüm bunları,
sabırla (!) bekliyoruz
”vatan mevzubahisse,
gerisi teferruattır” diye…
tabii bu arada unutmuyoruz
”hala-dayı” hikayesini de…
ve bir milim sapmayacağız
”vatan-namus-emek” ten
göz göre göre…

on yıllara uzanan
”aydınlıkçı” öğretisi
bizleri birer fedai kıldı…
onun içindir ki
aklımıza bile gelmez
kişisel çıkar,
köşe dönme anlayışı…
dedim ya herşeye
”vatan-namus-emek”
ekseninden yaklaşırız,
dosta güven,
düşmana korku salarız…
doğuca bir tunç ilke
daha sizlere:
”komşuya düşmanlık,
vatanına düşman olmaktır”
kazıyın bunu bir yerlere…

Yargı H.ÖZMEN

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>